Sepetim 0
Sepetinizde ürün bulunmuyor

Haberler

Çeşitli kültürlere yelken açmış, uzun yıllar çeşitli konularda yazılar yazmış, çeviriler yapmış, özgün eserler vermiş olan Belma Aksun, 80’li yaşlara doğru yol aldığı süreç içerisinde okuyucuyla buluşturduğu bu eserin ilk sayfalarını, eserine isim olarak seçtiği “Yaşlılığa Methiye” isimli anlatıya ayırmış. Aksun’un yaşlılığa yaptığı güzelleme o kadar etkileyici ki, denemeyi okuduğunuzda yaşlılık insanın gözünde oldukça sevimli hale geliyor. 

Süleyman Eryiğit’in “İki Dünyanın Hikâyesi" adlı eseri dinden yola çıkarak Doğu ve Batı dünyasının oluşturduğu medeniyetlerin ana temasını irdeleyen bir eser. Yazarın "İnsan, Anlam ve Medeniyet Üzerine Düşünceler"iyle ilgili makalelerinden oluşan bu eser daha önce “Türk Yurdu Dergisi'nde bölüm bölüm yayınlanmış.  "Din, Anlam ve İnsana Dair”, "Din ve İdeolojiye Dair", "Din ve Devlete Dair" ve "İnsan ve İdeolojiye Dair" başlıkları altında dört ana bölümden oluşan kitapta birbiriyle ilintili çeşitli değerlendirme yazıları yer almakta.

Can Şenliği, Abbas Sayar’ın en kaliteli romanlarından biri… Balkan Savaşı ve Birinci Dünya Savaşı’nda askere alınmış, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e intikal eden, bu hızlı değişime ayak uyduramayan, öz evlatları tarafından terk edilip yalnızlaştırılan, yalnızlaştıkça itikadı bir mumun alevi gibi sönüp giden kahraman, Hüseyin Ağa ele alınıyor.

Tarihî romanlarıyla bilinen Mehmed Niyazi’nin son romanı Kanije, tarihe hiç yenilgisi bulunmayan komutan olarak adı yazılan Tiryaki Hasan Paşa’nın “destansı” Kanije savunmasını anlatıyor.

Yahya Kemal’in Rüzgarıyla Düşünceler ve Duyuşlar, Sadettin Ökten’in 2008 yılında ilk baskısını yapan kitabı. Felsefenin kendi değerlerimizden yola çıkılarak yapılmasını önemseyen bir hocam tarafından tavsiye edilmişti. Okunmak için masamın üzerinde bekleyip durmaktaydı. Yenice okuyup bitirmek nasip oldu şükür. Bu güzel kitap da tavsiye edilecek, gençlerin mutlaka okuması gereken kitaplar arasında yer alıyor. 

Ötüken Neşriyat’ın yayımladığı kitap, bir Suriye Türkmenleri kitabı değil aslında. Yazarı da zaten “küçük bir Ortadoğu tarihi” gözüyle bakmamızı istiyor eserine. Hadiselerin odağında çoğu zaman Suriye’nin olduğu ya da yolların bir şekilde hep Suriye’ye çıktığı düşünülürse, bu pekâlâ mümkün…  Ancak hemen belirtmeliyiz ki elimizdeki aynı zamanda bir “Suriye Türkleri” kitabıdır; çünkü söz, bütün o eski savaşların ve göçlerin etrafında dönüp dolaştıktan sonra muhakkak Suriye’deki Türklere uğrar. Kaldı ki kitap bölümlerine ayrılırken de asıl çabanın altı çizilmiştir hep; “Türklerden Önce Suriye”, “Türkler Suriye’de”, “Bayır-Bucak Türkmenleri”. Yazar belli ki, sırtımızı dönmemizi istemiyor Suriye’ye, “En eski tarihlerden bu yana biz oradaydık, şimdi de bir parçamız orada.” diyor.

Katıldığı harplerde aldığı 13 kurşun yarasını gövdesinde madalya gibi taşıyan bir şehit Halid Paşa. Birçoğumuzun adını bile bilmediği bu kahramanın hayatını Albay İbrahim Özkan, kitaplaştırdı.

“Halid Paşa, bu millete öğretilseydi, 35 yıl önce iki toplum arasına sokulan bölücülük faaliyetleri yaşanmayabilirdi.” Bu ifadeler, uzun yıllar terörle mücadele eden Yarbay İbrahim Özkan'a ait. Özkan, ismini ilk kez bölge insanından duyduğu Milli Mücadele kahramanı Halid Karsıalan'ın (Deli Halid Paşa) hayatını ‘Deli Halid Paşa, Unutulan Yıllar, Unutturulan Kahraman' isimli kitapta topladı. Halen muvazzaf subay olan 46 yaşındaki İbrahim Özkan, 23 senelik mesleğinin 13 yılını Gaziantep, Mardin, Şırnak, Beytüşşebap, Tatvan ve Sarıkamış'ta geçirdi. İlk görev yerleri Mardin, Beytüşşebap ve Tatvan'da Osmanlı paşalarından ‘Halid Bey' hakkında anlatılanlardan çok etkilendi. Halid Paşa'yı araştırmaya başlayan Özkan, sınırlı sayıdaki belgelere ulaştıkça Paşa'nın herkesçe bilinmeyen kahramanlıkları ve bazı tarihî gerçekleri ortaya çıkardı.  

Bu haftaki kitabımız Ötüken Yayınları’ndan. Eserin adı “Unutulan Yıllar, Unutturulan Kahraman” ara başlığıyla; “Deli Halid Paşa”.

Yazarı ise tarihi kaynakları, adeta bir kuyumcu işçisi gibi didik didik edip, doğru tarihi ve doğru isimleri bularak yazan Albay İbrahim Özkan.

Eseri okuduğunuzda hakikaten de unutulan yıllar ve unutulan kahramanlarımız olduğu ortaya çıkmaktadır.

Öğretilmiş çaresizlik kavramına, ayağından bağlı filler, cam bölmedeki köpekbalıkları ile aşinaydık. Ama bir hikâye kitabına da isim olması şaşırtıcı geldi. Gerçi hikâyeleri okuduktan sonra ‘Bu kitaba bundan daha güzel bir isim olamazdı.’ diyor insan. Siz isimi belirleyip sonra kitabı yazanlardan mısınız? Yoksa kitabı yazıp sonra ismini koyanlardan mı? Bu kitabın serüvenini biraz anlatabilir misiniz?

-Evet, haklısınız; “öğrenilmiş çaresizlik” aslında davranışçı bir psikoloji kuramının adıdır. Böyle söyleyince fazla bilimsel geliyor kulağa. Ama hayatımızın tam da merkezinde yer alacak kadar iç içeyiz onunla. Karakterimizin kaderimizi oluşturduğunu düşünenlerdenim ben.

Asuman Güzelce, öykü kitaplarıyla tanıdığımız bir yazar. Ötüken Neşriyat’tan yayımlanan “Aşk Sır İstanbul” yazarın ilk romanı. Öykülerinin naif ve akıcı dilini romanına da taşımış. Bu romanın, daha okumaya başladığım ilk sayfalardan itibaren, bende uyandırdığı o tuhaf huzur duygusunu nasıl tarif etsem? Sanki kış mevsimindesiniz ve sıcacık, derli toplu bir evin içinde, buğulanmış camlarınızdan dışarıya bakıyor, lapa lapa yağan karı seyrediyorsunuz, kucağınızda kitabınız, avuçlarınızı ısıtan, buharı üzerinde ince belli çay bardağınızı dudaklarınıza götürerek. Böyle bir görüntü, huzura emanet edilmiş bir zaman, “Aşk Sır İstanbul” romanını bitirene kadar peşimi bırakmadı.

Ötüken Neşriyat’tan bu yıl çıkan son kitap Acar Okan’ın yazdığı “Hatırladıklarım - Kırk Ambar İsmi Lâzım Değil” (2015) başlığını taşıyor. Kitabın yazarı Harp Okulundan mezun olunca 27 Mayıs, 22 Şubat ve 21 Mayıs darbelerinin içinde yer aldığı için genç yaşlarda emekli subay olmuştur. Bir yandan hayata atılıp çalışmaya başlarken, diğer yandan Hukuk Fakültesini bitirmiştir. Matbaacılık, kitapçılık, gazetecilik, avukatlık, siyaset ve cemiyetçilik yapmış ve böylece olayları yakından takip etmiştir. Daha sonraları Baş Müfettişlik, Teftiş Kurulu Başkanlığı, Kültür Bakanlığı Müsteşarlığı, Türk Dünyası Koordinatörü Başbakan Başmüşavirliği gibi uzun yıllar Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin en üst düzeylerinde önemli görevler almıştır. Cemiyetçilik hayatında pek çok gencin yetişmesine katkı sağlamış, Türkiye’nin birçok ilinde konferanslar vermiştir.

Sayın Belma Aksun Hanımefendi'nin tercüme ettiği, Ötüken Neşriyat'ın yayınladığı ‘Akdeniz' adlı eseri İstrati'nin üslup gücünün zirve yaptığı romanlarından biridir. Yakalandığı verem hastalığından kurtulmak isteyen İstrati Akdeniz'e, Mısır'a gitmek üzere bindiği gemiyle İstanbul'a gelmişti; gemiden çıkıp İstanbul'u gezmeyi çok istiyordu, ne yazık ki pasaportu yoktu. Bir gemici kasketi imdadına yetişti; gümrük memuru gözüne bakıp hafif bir gülümsemeyle ‘Geç' dedi. Memurun bu yaklaşımını İstrati şöyle yorumladı: “Ayasofya'yı çalıp götürmeyeceğimi biliyordu.” Burada Doğu'nun hoşgörüsüne şahit oldu, ömrünün sonuna kadar da bu hoşgörü ikliminde yaşadığı günleri unutmadı.

Metin Savaş’ın romanlarını okumuş olanlar çok iyi bilir: Yaşadığı şehir Balıkesir’le özdeşleşmiş, adeta bu şehri, bütün kitaplarının gizli kahramanına dönüştürmüş usta bir yazardır. 2014 yılında Ötüken Neşriyat’tan yayımlanan son romanı “Kuvayi Milliye Hazinesi” de öyle. Kitabın ismine ve kapağındaki fotoğrafa bakarak, bu romanın tarihi bir roman olduğunu zannedebilirsiniz, ama değil. İki binli yıllarda geçen, çağımızın tüketim çılgınlığına, medyanın dejenerasyona çanak tutan tutumuna, gençliğin sıradanlaşan değerlerine göndermelerde bulunan, hem de bunu mizahi bir dil kullanarak, hiciv ile absürdü iç içe geçirerek yapan bir roman. Her şey 24 yaşındaki Ebesiz Doğan’ın muzip bir arkadaşı tarafından istihbaratçı olduğunun söylenmesi ve bu yalanın tüm Balıkesir’e yayılması ile başlar romanda.

Bahtiyar Aslan, akademisyen kimliğinin yanı sıra, şair ve hikâye yazarı olarak da sanatçı kimliği ile saygı gören biri. İkinci hikâye kitabı Ötüken Neşriyat’tan çıkan “Cennetin Son Saatleri” okuruyla yeni buluştu. Daha önceki kitabı “Kentin Haberi Yok”ta olduğu gibi bu kitaptaki hikâyeleriyle de farklı bir lezzet sunar Bahtiyar Aslan, okurlarına. Alışılmışın dışında bir bakış; şiire yakın, imgelere yaslanan bir anlatım. Sıradan bildiğimiz cümlelere, sıra dışı anlamlar yükleyerek, bir oya gibi ördüğü on altı hikâye; okunması emek isteyen, ama elinize aldınız mı bırakamayacağınız, düş ile düşünmenin iç içe geçirildiği, gerçeğin flulaştığı hikayeler bunlar.

Cevat Rüştü ismini hiç duydunuz mu?

Fransa’da eğitim gördüğü günlerde, “sahilinde kayıkları, dalyanlarıyla balıkçıları, ormanları, avcıları ile Beykoz’un mavi, yeşil belki her renkten bütün sevimli bitkileri gözlerimin önünde tablolaşırdı” diyen Cevat Rüştü, Ahmet Mithat Efendi’nin genç dostlarından biriydi.
İmparatorluk Türkiye’sinin cins kafalarından biri olan Cevat Rüştü’yü, Fransa’ya tahsil görmesi için ikna eden Ahmet Mithat Efendi’den başkası da değildi. Beykoz’daki yalısında millî bir temaşa akademisi kurarak Beykozlu gençlerden on sekiz kişiye müzik, irşad, tarih ve temaşa dersleri veren Mithat Efendi, Cevat Rüştü’yü de bu sıralarda fark etmişti. Ona “Oğlum, Git tahsil et de gel çiftlikte (Mithat Efendi’nin çiftliği) seninle beraber çalışalım” şeklinde ufuk açıcı bir teklifte bulunan Mithat Efendi, Türk ziraat ve çiçekçilik tarihinin büyük isimlerinden birini kültür hayatına böylelikle kazandırmıştı.

Kanatsız Kuşlar Şehri, Gül Âyinleri, Hoşçakal Şehir, Bu Taraf Anadolu, Afşar Ağıtları, Kayseri Şairleri gibi kitapların yazarı Emir Kalkan geçtiğimiz perşembe günü hayatını kaybetti. Eserlerinde ömrünün önemli bir kısmını geçirdiği Kayseri'yi, memleketinin insanlarını ve aşkı anlatan Kalkan'ı, arkadaşı Ahmet Turan Alkan'ın yazısıyla uğurluyoruz. 

Onur Okyar "İran ve Demokrasi" isimli kitabında bu konuyu masaya yatırıyor. Okyar, İran’daki demokrasinin niteliğini saha gözlemleri ve çeşitli araştırmalara dayanarak ortaya koymaya çalışırken, konuyu demokrasinin kökenlerine kadar inerek ele alıyor. Günümüz demokrasilerinin belirleyici unsurlarını tek tek ele alan yazar, çağdaş demokrasilerin bu ilkelere bağlı olduğunu belirtiyor ve beş temel demokrasi ilkesi olduğuna dikkat çekiyor. "Bunlar hukuk devleti ve dolayısıyla anayasacılık, seçim(sistemi), iktidar-muhalefet ilişkileri, temel hak ve özgürlükler ile sivil toplum mantığıdır." Demokrasi etrafındaki tartışmalar ve demokrasinin ne olduğuyla ilgili geniş özetin ardından kitap İran’ın geçmiş dönemlerdeki yönetim şekillerinden bugünlere uzanıyor.

Azerbaycan Türklerinin yetiştirdiği ilim ve fikir adamlarının en seçkin simalarından biri olan Prof. Dr. Selaheddin Halilov ile "Türk Dünyası ve Felsefenin Önemi Üzerine" konuştuk. Prof. Dr. Selaheddin Halilov Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra ilgi alanını bütün Türk dünyasına yöneltti ve Türklüğün yükselmesinde felsefenin önemine dikkat çekti. Alanında çok sayıda esere sahip olan Profesör Halilov, son olarak İstanbul'da “Uluslararası Felsefe Araştırmaları Merkezi” kurdu. Bu merkezin amacı, Halilov'un felsefi görüşleri ve Türk dünyasında felsefe konusunda yaptığımız söyleşiyi, ilgiyle okuyacağınızı umuyoruz.

Öteyüz, Emir Kalkan’ın lügatinde ahiret anlamına gelirdi. Şimdi “öteyüz”e göçen kudretli bir yazarın, üstelik de kelimelere boyun eğdirmiş, söze hükmetmiş bir üstadın, bir can dostun, bir ağabeyin ardından, hatıraların eşiğine yüz sürerek bu satırları yazmak, kedere boğuyor insanı. Onunla farklı bir anlam kazanan bu koskoca şehri, birlikte gezdiğimiz sokakları, şimdi tek başına adımlamak da…

Aslında başkalarına koskoca bir şehirdi Kayseri. Emir Kalkan ile bizim Kayseri’miz, Kıvılcım Kitabevi, Aşıklar Kahvesi ve Yoğunburç Kültürevinden ibaretti. Bir de gün batınca, el ayak çekilince, derin sohbetlere daldığımız, birbirimize hikâyelerimizi okuduğumuz Seyyid-i Burhaneddin Kabristanlığı… Ve sıcak yaz gecelerinde, Keskinli Seyit Emmi’nin yanık kemanından dökülen nağmelere, ezgilere karışarak mest olup abdal türkülerine eşlik ederek çıktığımız Erciyes etekleri…

“Geçmişin Aynasında” Hatice Bilen Buğra’nın Ötüken’den çıkan dördüncü hikâye kitabı. Hikâyede karar kılmış, hikâyenin hizmetinde bulunan her yazara, hikâye tutkunu bir okur olarak saygı duyuyorum. Zira yoğun bir zihinsel enerji ister, algı ve sezgi gücü ve sabır gerektirir hikâye yazarlığı; uzun yıllara yaydığınızda, yolunu değiştiren, dümenini romanın rotasına kıran çok olur bu yüzden. Üstelik Hatice Bilen Buğra, hikâyelerinde kadına işaret eden bir yazar. Toplumun kadına biçtiği roller vardır hani; iyi bir eş, söz dinleyen evlat, uysal bir gelin, fedakâr anne… Hatice Bilen Buğra, “Geçmişin Aynasında” kitabındaki altı hikâye boyunca, işte kadına biçilen bu rolleri paylaştırmış, her bir hikâye ile okurlarının bilinçaltına bir şekilde işlemiş bu kadınlık hallerinin altını çizerek geçmişten geleceğe uzanan dişil bir köprü kurmayı başarmıştır.

134 Kayıt bulundu Toplam 7 Sayfa << < 1 2 3 4 5 6 7 > >>
Kitabınız sepetinize eklendi
Kapat