Sepetim 0
Sepetinizde ürün bulunmuyor

Ülkücülerin gözüyle 80 sonrasına bakmak

Türkiye'de kendisi üzerine düşünmeyen iki ideolojik yapılanma söz konusu. Resmi paradigmayı temsil eden Kemalistler ve bu paradigmanın felsefi temelleri ile kimi vakit dolaylı akrabalıklar kuran, kimi vakit müesses nizam olarak tanımlanan bu yerleşik düzenin hışmına uğrayıp (12 Eylül) geçici travmalar yaşayan ülkücüler. Genel anlamda Türk milliyetçiliğinin sivil kanadını (sivil diyorum çünkü, Türk milliyetçiliğinin bir de resmi kanadı mevcut. Yani devlet ve onun kurucu aurası CHP) temsil eden ana yapı (MHP) ve özelde ülkücüler içerisinde tarihsel, politik, ideolojik ve felsefi birikimi masaya yatıran ve hatta böyle bir birikimin varlığı meselesini tartışmaya açan herhangi bir metinden, girişimden bahis açmak mümkün değil. Kuşkusuz bunun belirli sebepleri var. En önemli sebep, ana yapıyı karşılayan politik hareketin (MHP), kendisi dışındaki farklı Türk milliyetçiliği mahfillerini bünyesine eklemlenmeye zorlayarak hegemonya uygulamasıdır. Kendi rızası dışındaki bir edebiyat dergisine bile tahammül gösteremeyen (mesela 1978'de ülkücü genç kuşak şair, yazarlarca çıkartılmaya başlanan Divan dergisinin bağımsızlığına 5 sayı kadar müsamaha gösteren parti merkezinin operasyon yaparak dergi yönetimini değiştirip, siyasanın hiyerarşisine katması gibi) merkezin bu tahakkümcü tutumu Türk milliyetçiliği fikriyatının hem politize olmasına hem de bu politizasyon üzerinden kendisini tanımlamak zorunda bırakılmasına yol açtı.

SÜKUT KOMPLOSU

Dolayısıyla Türk milliyetçiliği, özelde ülkücü hareket üzerine eleştirel pratik ortaya koyabilen bir düşünce geleneği bulamıyoruz. Bir zaman Durmuş Hocaoğlu'nun, BBP çizgisinde yayın yapan Muhalif isimli gazetedeki 2000 yılında kaleme aldığı “Biz Nerede Yanlış Yaptık”, “Siyasi Milliyetçiliğin İflası” ve “Milliyetçiliği Sorgulamak” başlıklı makaleleri bence bu zamana dek içeriden yapılmış en sarsıcı ve yıkıcı eleştiri metinleridir. Ortak izlek taşıyan bu makalelerde özetle Türk milliyetçiliğinin modern zamanlarda ortaya çıkmış geç ve arızi bir hareket olduğunu, aksiyoner değil, tepkici bir psikolojiyle yapılandığını, kısa sürede siyasallaşarak parti bağımlı bir örgütlenmeye dönüştüğünü, otoriteryen, entelektüel nitelik taşımayan, savunmacı mantık örgüsünü takip edip, teorik bağlamda metod ve felsefi problemler yaşadığını belirtir. Bir yazı dizisi halinde dillendirilen bu yıkıcı eleştiriler üzerine Türk milliyetçileri, ülkücüler arasında tartışma zemininin geliştiğini düşünmek mümkün. Ama öyle olmadı. Durmuş Hoca'nın zihinsel acılar çekerek mesele edindiği bu kıymetli fikirleri ne Muhalif gazetesinde ne de ülkücü mahallede bir yankı bulmadı. Adeta sükut komplosu ile karşılaştı Hoca.

70'LERDEN KİMSE TEMİZ ÇIKAMAZ

12 Eylül sonrası yeniden toparlanmaya yönelmiş ülkücü gençleri Bizim Ocak dergisi, teşkilatları çevresinde 80'lerin ve oradan 90'ların dünyasına ulaştırmaya çalışan kuşağın önemli isimlerinden Adnan İslamoğulları'nın geçtiğimiz aylarda yayınlanan kitabı bu bahsettiğimiz “hiç olmayan eleştiri tarihine” alternatif bir yayın olarak değerlendirilebilir. Bizimkisi Bir Ocak Hikayesi (Ötüken Yay.) ismini taşıyan ve İslamoğulları'nın farklı zamanlarda ülkücülük ve ilintili biçimde gündem üzerine kaleme aldığı denemelerden meydana gelen kitabı, Durmuş Hocaoğlu'nun vakti ile sorduğu soruların, getirdiği yıkıcı eleştirilerin gerisinde kalsa da “kendisi üzerine hiç düşünmeyen” bir yapının varlığı dikkate alındığında yine de önemini koruyor. İslamoğulları'nın, kimi Türk Solu çevrelerinin yaptığı gibi salt örgüt güzellemesi basitliğine düşmeyen ve propagandist dilin retoriğine kapılmayan kitabının, zaman zaman getirdiği özeleştiriler ile Hocaoğlu'nun yıllar evvel açtığı bu koridora eklemlenebilecek bir yayın olduğunu söylemek mümkün.
Adnan İslamoğulları'nın, kitabında atıflar yaptığı ülkücü 78'liler maalesef döneme ilişkin hatıratlarını ya da politik çözümlemelerini metinlerle tarihe not düşmediler. Dolayısı ile döneme yönelik hemen bütün sanatsal, edebi, politik veriler, ortodoks Türk Solu'nun kotarmaya çalıştığı tek yanlı bir epik tarih birikimi sunuyor bize. Ki bu verili birikim 70'lerin bütün günahını ülkücülere fatura ederek kendisini temize çekmeye çalışıyor. Oysa 1970'lerden kimse temiz çıkamaz. İslamoğulları bir ülkücü olarak kendinden önceki ve aynı zamanda sonraki kuşağın yapmadığı bir tarihsel görevi yerine getirerek 1980 sonrasına dair tanıklıklarını kaleme alıp Türkiye'nin yakın dönem belleğine katkı sunuyor. Bu katkıların çok daha derin analizler, sistematik bütün, karşılaştırmalı siyasal, sosyolojik okuma ve entelektüel süreklilik halinde ilerlemesi gerekli.



Kitabınız sepetinize eklendi
Kapat