Sepetim 0
Sepetinizde ürün bulunmuyor

Birimiz mutlaka ‘eşikte’

Öykülerinde içsel yolculuklar, içimizdeki ve dışımızdaki uzaklar gibi kişisel durumları kaleme alan ve ölüm, hastalık, mutsuzluk gibi ana kavramları dile getiren, sorgulayan bir yazar Metin Özdemir. Üç bölümden oluşan “Eşikte” isimli kitabında bunu görebiliyoruz. “Benim Gibi Biri” adını taşıyan ilk bölüm, yazgının bilinmezliği ve değişmezliği karşısındaki trajedimiz, yaşama sığamama ve kaçma isteği üçgeninde şekilleniyor. Temel izlek, yaşamı/var olanı değiştirme çabası. Kahramanlar, ya sonunu bildikleri bir oyunu izlercesine yaşamaktadırlar, ya da bunu değiştirebilecekleri yanılgısıyla...

KİLİMİN TANIKLIĞI

Sıkı, özenli, işlevsel bir dil örgüsü ve yoğun bir anlatımla oluşturulan öykülere, arka planda eleştirel ve karamsar bir atmosfer eşlik ediyor. Öyküler dikkat isteyen, çağrışıma açık ve soyut çizgilerle biçimleniyor. “Overlok” adlı öyküde, farklı bir güne uyanma heyecanıyla balkon kapısını aralayan kahraman, sokakta her şeyin dün bıraktığı gibi yerli yerinde olduğunu görür ve hayal kırıklığını; “Niçin uyuduk o halde? Onca düş?” iç sesiyle dile getirir. Öykü “kilim” metaforu üzerinden dokunur; kenarları saçaklanmış partal kilim, kahramanın sıkışıp kaldığı hayatı, overlok ise kurtuluşu sembolize eder. Kahramanın kararsızlığına, öykü boyunca bir toplanan, bir serilen kilimin sessiz tanıklığı eşlik eder. “Benim Gibi Biri” üst başlığında anlatılanlar hepimizin hikâyesidir, bizim gibi birilerinin.

“Eşikte”, ikinci bölümün ve bu bölümde yer alan son öykünün adı. Dört öykünün yer aldığı bu bölümde, hayata dair anlam arayışı temel izleği oluşturuyor. Yolların akıp gittiği bir arka planda derinleşen öykülerde, kişilerini hayatla, korkularıyla, umut ve umutsuzluklarıyla yüzleştiren yazar, ayrıntılarını incelikle işlediği öykülerinde yüreğe dokunan yaşantı parçalarını bir araya getiriyor. Burada, yolcuya değil yola eşlik eden, yolun yönüne değil, sağına soluna anlam biçen yoldaşlarla tanışır ve her yolun er veya geç çatallandığı gerçeği ile yüzleşiriz. Yolcuyu, yolculuğa başladığı yere davet eden bir rüya ile biten öykü bizi eşikte bırakıverir.
Kitabın “Ocak” ismini taşıyan son bölümünde şaşırtıcı biçimde ironik, yer yer kara mizaha varan bir dil ve anlatım ile oluşturulan öykülerle buluşturuyor bizi kitap. Dil örgüsünün diğer bölümlere göre gevşediğini, soyut anlatımını somutlaştığını, atmosferden çok olaya ve karaktere odaklanıldığını gördüğümüz bu bölümde, geleneksel öykücülüğümüzün verimleri son derece başarılı bir şekilde kullanılıyor. Bu açılardan diğer bölümlerden farklı olsa da, öykülerin aynı kalemden çıktığı, alt başlıklarla, son derece bilinçli bir şekilde bütünlendiği gözden kaçmıyor.
Metin Özdemir'in öykülerinde, mizah ile dram, gerçek ile gerçek dışı, yenilik ile gelenek çok iyi harmanlanmış. Bu çeşitliliğin, dağınıklıktan ziyade zenginliğe dönüştürüldüğünü söyleyebiliriz.



Kitabınız sepetinize eklendi
sultanbeyli escort sancaktepe escort izmir escort
Kapat