Sepetim 0
Sepetinizde ürün bulunmuyor
A. Kemal İlkul

AHMET KEMAL İLKUL’UN HAYATI VE ESERLERİ

 -Hazırlayan Yusuf Gedikli-

Ahmet Kemal, doğumundan Meis adasından ayrılıp İstanbul’a gelişine kadarki hayatını 1912’de yazdığı, fakat tam yarım asır sonra, 1962’de yayınladığı Bir Yetimin Hayatı isimli eserinde anlatmıştır. Eserin başında “Hakiki bir hayat macerası” ibaresi vardır. Eser Ahmet Kemal’in diğer kitaplarında olduğu gibi edebî bir üslupla yazılmış, etkileyici, hatta tabiri caizse göz yaşartıcı bir eserdir. Yazar burada “babacığını” kaybetmenin verdiği acıyı, yetim kalmanın ezikliğini yansıtmış, ayrıca babasızlığı her an hissetmiştir.

 

            1. Doğumu

            Ahmet Kemal, Rodos Türklerinden olup 1889 tarihinde Rodos’ta doğar. Anasının adı Zekiye, babasının adı Yusuf’tur. Sülale adı Habibzade’dir (Türkçede normal olarak iki yuvarlak ünlü art arda gelmediğinden Osmanlı Türkleri ve haliyle Ahmet Kemal, Rodosu Rados şeklinde yazmış ve okumuşlardır).

Ahmet Kemal’in doğum tarihini yazarın Bir Yetimin Hayatı isimli eserindeki ifadelerine göre tesbit edebiliyoruz. Eserinde adliyeden on sekiz yaşında ayrıldığını ve Sömbeki adasında öğretmenliğe başladığını yazar. Sömbeki adasında ne kadar kaldığını belirtmez. Ancak bu öğretmenliği 1907-1908 ders yılına tekabül etmiş olmalıdır. Demek oluyor ki Ahmet Kemal adada bir yıl kalmıştır. Öğretim yılının bitiminde, kaçma pilanları kurduğu sırada ise Meşrutiyet ilan edilir. Meşrutiyet 1908’de ilan edildiğine ve bu tarihte Ahmet Kemal 19 yaşında olduğuna göre demek ki doğum tarihi 1889’dur.

Mezar taşında doğum tarihi 1880, ölüm tarihi 23 Mayıs 1966 yazılmıştır ki, ikisi de kesinlikle yanlıştır. Doğum tarihi belki de 1890 yazılmak istenmiş, lakin yanlışlıkla 1880 yazılmış olabilir. Doğrusu yukarıda söylediğimiz gibi 1889’dur. Bu tarihin doğru olduğuna dair diğer delillerimiz de ağabeyleri Süleyman Fuatın 1886, Hamdi’nin 1887 doğumlu olmalarıdır. Ölüm defterinde de 80 yaşında öldüğü kayda geçirilmiştir, fakat bu da rasgele yazılmış, yuvarlak bir rakamdır. 80 yaşını doğru kabul edersek, doğumu 1886’ya gelir ki yanlışlığı meydandadır.

            Sayın Mustafa Şahin, makalesinde İlkul’un mezar taşına istinaden doğum tarihini 1880 olarak verir; ancak ağabeyisi Süleyman Fuat’ın mezar taşında 1886-1924 yazdığını göz önüne alarak “anlayamadığımız noktalardan biri de budur” der.

 

            2. Ölümü

            Ahmet Kemal 22 Mayıs 1966 günü, üriner sistem (idrar yolları) hastalığından rahmetli olur. Şişli camisinde (camiinde değil) kılınan öğle namazınının ardından Zincirlikuyu mezarlığındaki aile kabristanlığına (B adası, 2. kısım) gömülür.

İlkul’un kitabını yayımladıktan sonra emekli albay Erkmen Mütevellioğlu, Ahmet Kemali tanıdığını, ticaretle uğraştığını, evliliğinden çocuğu olmadığını ve manevi bir kızı bulunduğunu, merhumun Şişli’de oturduğunu bize ifade etti.

Şişlide oturduğu için Ahmet Kemal’in öldüğünde en yakın mezarlık olan Zincirlikuyu’ya gömülebileceğini düşündük. Mezarlığa gidip ölüm tarihini söyledik ve hakikaten oraya gömüldüğünü öğrendik. Memurlar ilgilidefter ve evrakları çıkarıp mezarını bize gösterdiler.

Merhumun aile kabristanlığında yukarıda isimleri geçen iki ağabeyinin, Süleyman Fuat (1886-1924, başka mezarlıktan nakledilmiş) ile Hamdi İlkul (1887-4 Mayıs 1953)’un ve Saadet Kemal İlkul (1889-25 Temmuz 1964) ile Rodoslu Nuriye Koyuncu (1299-2 Mayıs 1943)’nun mezarları mevcuttur (Mezarını bulduğumuzda da Şahin’in makalelerinden haberimiz yoktu).

Saadet Kemal İlkul, Ahmet Kemal’in hanımı, Rukiye Koyuncu bacısıdır. Şahin’in yayınladığı ölüm ilanından manevi kızının adının Mahdume olduğunu öğreniyoruz.

Ölüm tarihi 23 değil, 22 Mayıstır. Nitekim mezarlığın ilgili defter ve evraklarında da doğru tarih olan 22 Mayıs 1966 tarihi kayda alınmıştır.

            Ölümü üzerine Türk basınında rasladığımız tek yazı avukat İlhan Musabay’ın Türk Göçmen ve Mülteci Dernekleri Federasyonunun yayın organı olan Türk Dünyası  dergisinde yayımlanan yazısıdır. Biz ölüm tarihini buradan öğrenmiştik (Şahin son makalesinde ailesinin gazeteye ölüm ilanı verdiğini söylüyorsa da, ölüm tarihi bilinmeyen bir kişinin ölüm ilanının nasıl bulunacağı meçhuldür).

İlhan Musabay Kaşgar’da Ahmet Kemal’e çok yardımı dokunan Bahaeddin Musabay’ın ağabeyi Hüseyin Musabay’ın oğludur. Doğu Türkistan hakkında bir çok makalenin yazarıdır (Doğumu 12 Şubat 1914, Kaşgar, ölümü 2 Mart -veya 3 Mart- 1970, İstanbul. İlhan Musabay’ın ölümü üzerine Türk Dünyası dergisinin 16. sayısında ve Türk Kültürü dergisinin 90. sayısında birer yazı yayımlanmıştır).

 

            3. Aile bireyleri

 Ahmet Kemal Bir Yetimin Hayatında üç kardeş olduklarını, bir ablası (Hasna), bir ağabeyisi (Süleyman Fuat) bulunduğunu yazar. Ancak kitapta Hamdi isimli kendisinden büyük bir kardeşinden de söz eder. Yazar bir yerde de annesi Zekiye Hanımın üç oğlundan bahseder. Ayrıca Şanghay Hatıraları’nda ve Türkistan ve Çin Yollarında Unutulmayan Hatıralar’da dört kardeş olduklarını belirtir. Vardığımız kanaate göre Ahmet Kemal dört kardeşin en küçüğü olmaktadır.

Sayın Mustafa Şahin’in verdiği bilgiler Bilgin, Berkman, Koyuncu şeklinde çeşitli soyadları ihtiva ettiği için aile efradı hakkında yardımcı olmamaktadır.

 

            4. Çocukluk ve gençliği

            Babası Yusuf Efendi Muğla’nın Köyceğiz kazasına bağlı Dalyan kasabasında ticaretle uğraşmakta iken, özellikle iki yaşındaki şirin ve sevimli Ahmet’inin hasretine dayanamadığı için ailesini yanına aldırır. Aile burada mesut bir hayat yaşar; yardımseverliğiyle, iyi huy ve ahlakıyla çevrede büyük sevgi ve saygı uyandırır.

            Ahmet beş yaşında iken bir iş dolayısıyla Rodos’a gitmek zorunda kalan Yusuf  Efendi, çok sevdiği yavrucuğunu da yanına alarak yola çıkar, ancak şiddetli bir poyrazın meydana getirdiği dalgalardan ıslanır ve elbiselerini yavrucuğuna giydirdiği için bir hayli üşür. Yusuf  Efendi Rodos’a gelince herhalde bu üşütme neticesinde hastalanır, tir tir titremeye başlar. Ahmetçiğini yanına çağırır, “Oğlum! Sen büyüyeceksin, adam olacaksın. Seninle ailen ve memleket iftihar edecek” der. Çocuklarını Ulu Allah’a emanet ettikten sonra o günün gecesinde ölür.

            Kendisini misafir bulundukları halasının evinden uzaklaştırmalarına ve babacığının ölümünü söylememelerine rağmen bu hassas yavrucuk her şeyi hisseder, çok ağlar ve bir hafta sonra anasının yanına döner.

            Aile çok sevildiği için Yusuf  Efendinin ölümü çevrede de büyük üzüntü meydana getirir. Fakat yardımsever ve dayanışmacı Türk toplumu aileyi desteksiz bırakmaz; nitekim kırkıncı gün mevlidinde Osman Ağa isimli biri Ahmet’e iki sağılı inek hediye eder.

            Zekiye Hanım takriben iki sene sonra üç çocuğunu alarak tekrar baba yurduna, Rodos’a döner.

 

            5. Tahsil hayatı

            Ahmet Kemal, Ahmet Mithat Efendinin Rodos’ta sürgünde iken kurduğu Medrese-i Süleymaniye’ye kaydolur. Yedi yaşındadır. Çalışkan olduğu gibi kitaplara da çok meraklıdır. İlk okulun üçüncü sınıfına pekiyi derece ile geçer. Çalıştırdığı talebelerden karşılık olarak ödünç kitaplar alır, sürekli okur. On yaşında ilk okulu bitirir.

            Kendi deyimiyle “çalışmak, adam olmak” için hiç bir fedakârlıktan ve feragatten kaçınmaz. Orta okula kaydolur. Geceleri mum ışığında devamlı okuduğu için yangın çıkacağından korkan anası, onu ancak mumu söndürerek yatırabilir. Sınıfını pekiyi derecelerle geçer.

            İstibdat devri olduğu için Rodos bir sürgün adasıdır. Ahmet, ağabeyisi Süleyman Fuat’ın teşebbüsüyle Rodos’ta sürgünde bulunan Vicdani ve Tevfik Beylerden özel ders alır, gittikçe aydınlanır. Edebî ve tarihî kitapları okumaya merak sarar. Özel hocalar Ahmet’te meşrutiyet fikrinin doğmasına yol açar. Ahmet, hocalarının isteğiyle yabancı gazeteleri postaneden almak ve dağıtmakla görevlendirilir.

            Ağabeyisi Süleyman Fuat’ın Tefeyyüz kütüphanesi isminde bir kitabevi açması Ahmet için biçilmiş kaftan olur. Başta Namık Kemal’in eserleri olmak üzere hocalarının tavsiye ettiği bütün kitapları okur. Tarih kitaplarının satışı kayıtlı olmasına rağmen aradığı her kitabı bulur.

            Bu arada orta okul da biter. Fakat ağabeyisi onu idadiye (liseye) yollamaz. Tefeyyüz kitabevinin idaresine memur kılar. Ahmet pek çok kitap yanında Mısır’da çıkan İttihad ve Terakki, Şura gazetelerini de okur ve satar.

 

            6. Memuriyet hayatı

            On altı yaşına gelen Ahmet, teyzeoğlu Ali Nazmi Bey tarafından mülazim (sıtajyer) olarak adliye kalemine alınır. Burada iki yıl çalışır. Lakin ömür boyu adliye memurluğundan kurtulamayacağını anlayınca mesleğini değiştirmeye karar verir. Sömbeki adasındaki (aynı zamanda kaza merkeziydi) öğretmenliğin boş olduğunu öğrenir. Adliyeye haber vermeden öğretmenlik sınavına girer ve kazanır. Şimdi on sekiz yaşındadır.

            Ahmet adada kısa zamanda büyük işler başarır. Yalnız talebelere ders vermekle kalmaz. Adadaki askerlere de okuma yazma öğretir ve öğütler verir.

            Sömbeki adasında iken Rodosta özel hocası olan Vicdani Beyin yurt dışına kaçtığını öğrenir. Ahmet’te de kaçma fikri yer eder. Bunun için yollar araştırır. Durum bu merkezdeyken Rodos’tan gelen bayraklarla donatılmış bir posta vapuru, hürriyetin ilan edildiğini bildirir (Bilindiği gibi 2. Meşrutiyetin ilan tarihi 23 Temmuz 1908’dir).

            Meşrutiyetin ilanı üzerine vaktiyle Rodos adasında sürgünde bulunan Namık Kemal’in oğlu Ali Ekrem Bolayır, İttihat ve Terakkice Rodos’a vali olarak gönderilir. Her aydın gibi Ahmet Kemal de hürriyetin ilanını sevinçle karşılayanlardan biridir ve İttihat ve Terakki binasında inkılap lehinde konuşmalar yapar.

            Ahmet Kemal bir gün maarif idaresine davet edilerek terfian Kalimnos  adasına baş muallim olarak tayin edilir. Aynı zamanda İttihat ve Terakki’nin de adadaki temsilcisidir. Çalışkanlığıyla burada da temayüz eder. Türk çocuklarını milli duygularla yetiştirir. Bu durum Türkleri sevindirir, Rumları kıskandırır.

            Altı ay çalıştıktan sonra Meis adası baş muallimliğine tayin edilir (1909). Aynı zamanda vakıflara ait emlak ve akarla (para getiren mülkle) alakadar olmak da uhdesine verilmiştir. Kalimnos adası kaymakamı tayinine üzüldüğünü, bunu durdurabileceğini, ancak önünü kesmek istemediği için böyle bir teşebbüste bulunmadığını söyler.

            Meis adasında o zamanlar Türkler de yaşardı. Yüz kadar öğrencisi olan bu yerde Ahmet Kemal yine her zamanki gibi aşkla, şevkle çalışır. Öğrencilerini adadaki İslam eserlerine götürerek uygulamalı tarih öğretimi yapar. Bütün memurların ve halkın takdirini kazanır.

 

            7. Yazı hayatına başlayış

            Yazı hayatına da burada başlar. Meis Adası Tarihi isimli bir eser neşreder. İzmir’de neşredilen Ahenk gazetesine “Adalar Mektubu“ başlıklı makaleler yazar. Çıkan eserlerinden şevklenerek gece uyumaz, sabahlara kadar lamba başında çalışır. Bir müddet sonra daha geniş bir Meis tarihi yazar. Aldığı telifle İstanbul’dan kitaplar getirtir, mütemadiyen okur.1

            1911’in yaz tatilini İstanbul’da geçirir. İstanbul’da Sirkeci semtinde toplanan Rodoslu hemşerilerini, ağabeyisi Süleyman Fuat Beyin kitaplar getirttiği Babıali caddesindeki Tefeyyüz kütüphanesini ziyaret eder. Burada Hüseyin Hıfzı, Ahmet Rasim, Şehabettin Süleyman, Baha Tevfik isimli yazarlarla tanışır. Kitaplar alır. İstanbul’un tarihî yerlerini, camilerini, müzelerini bıkmadan usanmadan gezer, oteline döner dönmez uyuyakalır. Gece yarısı uyanıp tekrar kitap okur. Yirmi gün doya doya gezdiği İstanbul onu çok etkiler. Rodos’a dönünce ailesini İstanbul’a göç ettirmeye karar verir.1

            Bu esnada ağabeyisi Süleyman Fuat Rodos’ta Afitab isimli haftalık bir gazete neşretmeye başlar (1911). Ahmet Kemal de bu gazetenin yazarlarındandır. Gazetenin diğer yazarları tarafından takdir ve teşvik edilir.1

            Aile de İstanbul’a göç etme fikrini benimser. Ağabeyisi işini İstanbul’a nakleder. Kendisi de Meis’e gider.1 Fakat İtalyanlar Trablusgarp’a saldırmışlardır. Bir avuç Türk subayının ve yerli mücahitlerin şanlı direnişi karşısında Trablusgarp sahillerine çakılıp kalan İtalyanlar, bütün dünyaya rezil rüsvay olurlar. Trablusgarp’ı terk ettirmek için Menteşe adalarını (On İki adayı) işgal ederler. Anadolu’ya sadece 2.250 metre uzaklıkta olan Meis adasının işgali de an meselesidir. Bundan ötürü adanın en göze batan elemanı olan Ahmet Kemal, bir arkadaşıyla bir Yunan vapuruna binerek İzmir’e gelir. Duygu ve düşüncelerini İzmir’deki Ahenk gazetesinde neşreder ve oradan İstanbul’a hareket eder. Rodosta kalan annesi ve kız kardeşi de önce Fethiye’ye, sonra İstanbul’a gelirler.

 

            8. Öğretmenliğe geçişi

            Öğretmenlik için maarif nezaretinde (eğitim bakanlığında) Süleyman Sami Beye müracaat eder. Yapılan imtihanı kazanarak Aksaray’daki Rehber-i İttihad-ı Osmani Mektebinde (orta okul) Türkçe ve tarih öğretmeni olarak vazifeye başlar.

            Öğretmenlik yaparken Mektebli gazetesine şiirler yazar ve Afitab adlı edebî bir risale çıkarır.

            İttihat ve Terakki’nin fikirlerini yayan Hakk gazetesine girer (O zaman Köprülüzade Fuad Bey bu gazetenin etkili yazarlarındandı). Hakk gazetesinde çalışırken Ziya Gökalp’le tanışır. Samimi, candan ve gayretli çalışması üzerine Hilal-i Osmani gazetesinin yazı işleri müdürlüğüne getirilir. Bu gazete Abdülaziz Çaviş isimli Türk dostu ve İslambirlikçi bir Mısırlının idaresinde çıkar ve doğrudan doğruya dahiliye nazırı Talat Beyin (daha sonra paşa) hususi istihbaratına bağlıdır. Ahmet Kemal emirleri Talat Beyden alır ve her günün raporunu Talat Beyin özel kalem müdürü Hasan Fehmi Beye sunar.

            Ahmet Kemal gazetedeki yoğun çalışmalarından dolayı öğretmenlikten ayrılmak zorunda kalır. Fakat bir süre sonra pek sevdiği öğretmenliğe İttihat ve Terakki’nin himayesinde bulunan Beşiktaş’taki İttihat ve Terakki mektebinde Türkçe öğretmeni olarak tekrar başlar. Daha sonra bu okulun müdür vekili olur. Bu okul zamanının numunevi bir okulu idi. Ders aletleri Enver Paşanın askerî ataşeliği zamanında Almanya’dan gönderilmişti. Ahmet Kemal burada iki yıl vazife yapar.

            Ahmet Kemal okuldaki ve gazetedeki canla başla çalışmalarından ötürü büyük takdir toplar ve gittikçe tanınarak Rodoslu Ahmet Kemal adıyla maruf olur.

 

            9. Sosyal faaliyetleri

            İttihat ve Terakki’nin güvenini kazanan yazarımız, cemiyetin en gizli işlerinde çalıştırılır, dahiliye nazırı Talat Beyin en yakın adamlarından biri olur. Devrinin Türkçülük ideolojisinin teorisyeni olan Ziya Gökalp’le teması kendi ifadesiyle onu “koyu bir Türkçü“ yapar.

            O zamanlar Darülhilafe (halifenin oturduğu yer) olması hasebiyle İstanbul bütün Müslümanların ve tabiatiyle Türklerin en muteber şehriydi. İstanbul mekteplerinde her Türk ve İslam diyarından öğrenciler okurdu. Bu cümleden olarak Doğu Türkistanlı bir çok genç sultanilerde (liselerde), tıp fakültelerinde tahsil görüyor, bunlar İttihat ve Terakki’nin himayesi altında bulunuyorlardı (Daha sonra Doğu Türkistan umumi valisi olan Mesut Sabri Baykuzu bu gençlerden biriydi).

            Yalnız öğrenciler değil, her Türk ve Müslüman memleketinin hacıları İstanbul’a uğramadan ülkelerine ve Hicaz’a gitmezlerdi. Bu meyanda o sırada İstanbul’a uğrayan Kaşgarlı Musabaylar sülalesinden Ebulhasan Hacı’ya Galata sultanisinde okuyan akrabası Sabit Bey ve tıp talebesi Kulcalı Mesut Sabri (Baykuzu) Bey rehberlik ediyor, ona İstanbul’u gezdiriyordu. Talat Bey, Ebulhasan Hacı’yı Ahmet Kemal vasıtasıyla makamına davet edip Kaşgar’a bir öğretmen gönderileceğini söyler ve Ebulhasan Hacı bu daveti canı gönülden kabul eder.

 

           10. Türkistan’a gönderilmesi

            Daha sonra Ebulhasan Hacı ve yukarıda adı geçen iki genç, Ahmet Kemal’in kılavuzluğunda Talat Bey tarafından Edirne’ye gönderilir. Edirne valisi Hacı Adil (Arda) Bey onları iyi karşılar ve Bulgarların yaptığı zulümleri gösterir. Talat Bey bu ziyaretten son derece memnun kalan Ebulhasan Hacıdan Kaşgar’a öğretmen olarak gönderilecek olan Ahmet Kemal Beyi himaye etmesini ister.

            Fikri alınmadan gönderilmesi kararlaştırılan Ahmet Kemal, Talat Beye kendisinden daha layık birisinin yollanmasını söylemişse de, Talat Bey “Bize ilim kadar duygu da lazımdır. (...) Binaenaleyh bu mesele merkez-i umumide münakaşa edildi. Ziya Gökalp Beyle sizi münasip gördük”  diyerek şunları ilave eder (Bugün de geçerliğini sürdürdüğü için Talat Beyin ve Ziya Gökalp’in tavsiyelerini buraya alıyoruz):

 

            “(...) Bir gün sonra hareketleri mukarrer (kararlaştırılmış) olan hacılar kafilesine iltihak edeceksiniz. (...) Bu hacılar kafilesi arasında iziniz belli olmaz, hedefe selamet vasıl olursunuz. Ziya Gökalp Beyi de bu akşam ziyaret ediniz. Size vereceği vazife ve mühim öğütler vardır. Yolunuz ve gönlünüz açık olsun. Azim, metanet ve cesaret daima işinize yarayacak bir silahtır. İcabında ölümü tercih ediniz, fakat bu mukaddes yoldan dönmeyiniz. Bu gaye ve ideal yolunda ilk yürümek şerefi size nasip olduğundan dolayı sevinmeli ve öğünmelisin. (...) Bu öz ata diyarlarını kaplayan kara cehalet bulutlarını dağıtmaya çalışmak hepimize milli bir borçtur. Bu gaye uğrunda fikirler işleyecek, icap ederse silahlar çarpışacak, mutlaka bu gönül arzularımızı tecelli ettireceğiz. Bu azimli arzu ve kararlarımızı o esir diyarlarda bulunan kardeşlerimize tebşir ediniz (müjdeleyiniz). Yürüyeceğin bu yolda serini (başını) ver, sırrını verme. Karda gez, izini belli etme. İcabında da teessür duymadan ve ah demeden canını ver. Göstereceğin metanet ve cesaret geride kalanlara bir misal-i şecaat (kahramanlık misali) olsun.” (.. s.).

 

            Ahmet Kemal, Talat Beyin yanından çıkarak Nuruosmaniye’de bulunan İttihat ve Terakki Umumi Merkezine gider ve orada Ziya Gökalp’i görür. Gökalp şu tavsiyelerde bulunur:

            “Oğlum bu karardan haberdarım. Size verilen vazifenin kudsiyetini takdir ettiğinize eminim. Yolun çok tehlikeli gibi görünür. Fakat bu yolun sonunda bilinmeli ki Cennet vardır. Gaye mukaddestir. Bu nurlu topraklara ve insan melekeleriyle meskûn diyarlara salimen ulaşmanı dilerim. Tanrı yardımcın olsun. Her yerde ve her işte nefsine hakim ol. Girdiğin ilin adetlerine uy. Temiz kalpli, yumuşak huylu bu halkın arasında yaşadığın müddetçe dilinde dirlik ve temizlik, gönlünde iyilik yer etsin. İyi huylarınla muhitte sevgi ve benlik yarat. Sen şimdi bu diyarlara gönül avcılığına gidiyorsun. İyi ahlak, tevazu ve feragat en müessir silahın olacaktır. Halkı arzularınıza tabi kılmak için evvela kalpleri kazanmak gerektir. Ekeceğin tohumlar canlı ve feyizli mahsuller ve varlıklar yetiştirecektir. Tarih bunları toplayacak ve size de saadet ve şeref hisseleri ayırarak sahifelerine kaydedecektir.” (... s.)

            Ahmet Kemal buradan Divanyolu’ndaki Türk Ocağı binasına gider. Arkadaşlarıyla vedalaşır.

 

            11. Yola çıkışı, Doğu Türkistan'daki çalışmaları ve Türkiye'ye Dönüşü

             Kaşgar diyarına gitmek üzere Odesa’ya giden bir Rus vapuruna biner. Odesa’dan hareket ettikten sekiz gün sonra Harkov ve Samara üzerinden Orenburg’a gelir. Yoluna devam ederek Kabilsay, Taşkent, Kokand, Mergilan, Endican  üzerinden Oş’a, oradan da Artuş’a vasıl olur. İstanbul-Artuş yolculuğu yirmi yedi gün sürer.

            Ahmet Kemal, İstanbul’dan “şubat ayının üçüncü pazartesi günü”, yani 1914 yılının 16 Şubatında ayrılır (Çoğu yerde bu tarih 1913 olarak bilinir. Aşağıda etraflıca açıklayacağımız gibi doğrusu 1914’tür). Kutsal görevine çıkarken nişanlıydı.1 1 Mart 1330’da, bugünkü tarihle 14 Mart 1914’te Artuş’a varır. 6 Nisan 1330’da, bugünkü tarihle 19 Nisan 1914’te Artuş’ta Darülmullimîn-i İttihad isimli öğretmen okulunu açar. Fakat Rus ve İngiliz  konsolosları ile Kaşgar’ın zenginlerinden Ömer Bay’ın muhalefetiyle karşılaşır. Hapse atılır. Serbest bırakılınca yine maarif işleriyle uğraşır. Kaşgardaki maarif faaliyeti üç sene sürer. 4 Temmuz 1917’de Kaşgardan ayrılır. Kulça’ya, oradan Urumçi’ye gönderilir. Yine hapistedir. Hapiste Yeni Hayat  isimli bir gazete çıkartır. “Muharriri kalem, sahibi vicdan, matbaası beş parmak, idare mahalli zindan” olan bu gazete altı ay sonra hükümet tarafından haber alınır ve buradan Şanghay’a yollanmasına karar verilir. 29 Temmuz 1919’da Urumçi’den ayrılır.

Şanghay’da bir müddet hapis kaldıktan sonra Çin nezdinde Türkiye tebaasının haklarını savunan Felemenk (Hollanda) konsolosunun teşebbüsleri üzerine serbest bırakılır ve bir Japon vapuruyla Hamburg’a, oradan da Reşitpaşa vapuruyla 18 Haziran 1920’de (Ramazan bayramının birinci günü) Türkiye’ye döner. Böylece altı yıl dört ay süren (18 Şubat 1914-18 haziran 1920) Türkistan-Çin seferi sona erer. Ahmet Kemal, Emin isimli Türkistanlı bir çocuğu da beraberinde İstanbul’a getirir. (Hayatının bu safhasını ayrıntılarıyla elinizdeki kitapta okuyacağınız için fazla söze lüzum görmedik).

            Belirtmemiz gereken bir husus da şudur: Ahmet Kemal Çin’e gönderilirken yolda, Şanghay’da hapiste, Türkiye’ye dönerken Cava’da ve Mısır’da her ırktan Müslüman’dan büyük yardım görmüştür. Mesela Mısırlı bir Arap ona Süveyş kanalını işaret ederek “Buraya kadar geldiniz de bizi kurtaramadınız” diye yakınmıştır.

Ahmet Kemal hakkında Adil Hikmet Bey Asyada Beş Türk eserinde malumat vermiş ve onu “taşkın vatanperver“ olarak nitelemiştir.

 

           12. Cumhuriyetten sonraki hayatı

            Daha evvel “Ahmet Kemal’in Türkiye’ye döndükten sonraki hayatı hakkında mühim bir bilgi yoktur” demiştik.

            Ancak Mustafa Şahin’in 1993’te neşredilen ilk makalesinden sonra Taha Toros, Tarih ve Toplum’a bir mektup ve İlkul’un bir resmini yollayarak bu hususta bir miktar aydınlatıcı malumat vermiştir.

            Taha Toros’un mektubuna göre İlkul, kurtuluş savaşandan sonra Adana’ya yerleşir, el Hedef adında bir fabrikanın başına geçer. 20 yıldan fazla fabrikayı yönetir, fabrikanın adı dolayısıyla “el Hedef Kemal bey” olarak anılır. İşçilerinden çoğu Türkistanlı Türklerdir. Ahmet Kemal, Türkiye’ye iltica eden Türkistanlıları himaye eder, onlar için hükümet nezdinde temaslarda bulunurdu. O zamanki kısa adı Mah olan Türk istihbarat teşkilatı Ahmet Kemalden yararlanırdı. Adana’daki siyasi ve sosyal toplantılara katılmaz, vaktini fabrika elemanlarından oluşan dar bir çevrede geçirirdi. Taha Toros, bunun belki onun yaradılışından, belki de istihbari faaliyetlerde bulunuşundan ileri geldiği kanaatindedir. Fabrika elemanlarından Sabit ve Kurtuluş savaşında Adana bölgesinde yararlıkları görülen ve İstiklal madalyası sahibi Ahmet Cevdet Çamurdan bey en yakın arkadaşları idi (Sabit, 1913-14’lerde Galatasaray’da okuyan Bahaeddin Musabay Hacının büyük oğlu olan Türkistanlı genç olmalıdır).

            Ahmet Kemal yaşı ilerleyince fabrikasını Ahmet Cevdet Çamurdan’a devreder ve İstanbul’a kesin dönüş yapar (Çamurdan’ın İstiklal savaşıyla ilgili eserleri vardır). İstanbul’da ticaretle uğraşır, Nişantaşında ikamet eder. İstanbul’da tek uğrak yeri Garanti Bankasının Bahçekapıdaki genel merkez müdürü Hamit Beydi. Ahmet Kemalin en büyük arzusu 3 cilt eserini tek cilt halinde yayımlamaktı. Bunlara İstiklal savaşından sonraki hatıralarını da eklemeye düşünmüştü. Maalesef bu arzusunu gerçekleştiremedi.

            Lakin Toros, el Hedef fabrikasının ne fabrikası olduğuna açıklık getirmez.

1939’da Türkiye’ye gelen Doğu Türkistan Türklüğünün yılmaz mücahidi İsa Yusuf Alptekin hatıralarında Ahmet Kemal’le görüştüğünü yazar. Alptekin ona hizmetlerinin unutulmadığını, daima hatırlandığını söyler ve teşekkür eder. Ahmet Kemal de kendisine altın bir kalem hediye eder ve “Bununla Türkistan’ın istiklalini yaz” der. Ahmet Kemal ayrıca Alptekin’i bir mektupla hariciyede görevli Emin Ali Sipahi’ye takdim eder (Bu zat daha sonra Çin büyükelçisi olmuş ve Çin’den Doğu Türkistan’a muhtariyet verilmesini resmen istemiştir. Çungking’teki Çin büyükelçiliği 21 aralık 1932-20 kasım 1942 arasındadır. Emin Ali Sipahi’nin mezarı Aşiyan mezarlığında, Boğaziçi üniversitesi giriş yolunun hemen sağındadır. Mezar taşında 14 kasım 1951’de öldüğü yazılıdır).

            Bu yıllarda daha önce yazdığı eserlerini bastırmakla uğraşır. İlki sağlığında, ikincisi ölümünden sonra olmak üzere Türk Kültürü dergisinde iki makalesi neşredilir. Lakin bu makaleleri daha önce kitaplarında yazdıklarının bir tekrarından ibarettir.

           

            12. Şahsiyeti

            Ahmet Kemal kendi deyimiyle “mütevazi, çalışkan, itaatkâr, fedakâr, samimi, sevilen, sayılan, sözü dinlenen biriydi. Hayatında kimi insanlara arız olan şöhret, gösteriş, kibir gibi beşerî zaaflardan ariydi. Reklamcı, gösterişçi, benbenci değildi. O yüzden hayatında değeri bilinmedi. Hatta 1993’e kadar hayatı hakkında hemen hiç bir şey yazılmadı. Ama kalite her zaman en iyi reklamdır. Ahmet Kemal de bugün aktüel hale gelebilmişse bu eserlerinin kalitesi sayesindedir.

            Temiz bir Müslüman olan Ahmet Kemal şu üç günlük fani dünyada dinine, milletine samimiyetle hizmet etmiş, sevap defteri kapanmayan insanlardan biridir. Bu vesileyle Ahmet Kemal’in eserlerini neşretmekle kendimizi mesut hissediyoruz ve bu faziletli insana Fatihalar yolluyoruz (Darısı milletimizin öteki değerlerinin başına)...

           

             13. Eserleri : 13.1. Kitapları

            Ahmet Kemal’in şimdiye dek 12 basılı eserini tesbit etmiş bulunmaktayız. Eserlerine Radoslu Ahmed Kemal veya Habibzade Ahmed Kemal şeklinde imza atar.

Basılı eserleri şunlardır:

          1. Meis Ceziresi Tarihi. Ahmet Kemalin böyle bir eseri olduğunu hem Mufassal Meis Ceziresi Tarihi (1911) kitabının arka kapağından, hem de Bir Yetimin Hayatı (1962) eserinden öğreniyoruz. Mufassal Meis Ceziresi Tarihinin arka kapağında “tab’ olunan âsâr” başlığı altında “Meis Ceziresi Tarihi (muhtasar)” kaydı vardır.

Ahmet Kemal, Meis adasına 1909’da tayin edildiğine göre kitabını 1909 veya 1910 yılında yazmış ve bu tarihlerde yayınlamış olmalıdır. 1910’da yayınlamış olması daha muhtemeldir.

Bu kitabın bilgi bakımından bir değeri yoktur. Zira ilk kitaptaki bilgiler daha geniş olarak sonraki Meis tarihinde yer almış olacaktır (Kitabı henüz göremedik).

 

         2. Mufassal Meis Ceziresi Tarihi, ikinci tab’, Apollon matbaası, Rados  1327 (1911), 26 s.

Adından da anlaşılacağı gibi Kızılhisar (Meis) adasının ilk baskıya göre daha geniş bir tarihidir. Atatürk Üniversitesi kütüphanesi, Adnan Ötüken kütüphanesi ve Seyfettin Özege kütüphanesinde mevcuttur.

 

          3. Hediye Kıraatı. Yazar, Mufassal Meis Ceziresi Tarihi (1911) adlı kitabının arka kapağında “tab’ olunan âsâr” başlığı altında böyle bir kitabının yayınlandığını belirtmiştir. Bakılacak özegedeww

 

          4. Milli Kıraat, 1329 [1913] senesi puroğramına göre yazılmışdır, Kitabhane-i İslam, İstanbul 1331 (1915), 77 s.

Milli kütüphane ile Adnan Ötüken kütüphanesinde vardır.

           

           5. Öc Duyguları, Mahmud Bey matbaası, İstanbul 1331 (1915), 16 s.

Atatürk Üniversitesi Kütüphanesi ile Seyfettin Özege Kütüphanesinde mevcuttur.

                       

           6. Kanlı Hatıralardan : Bikes Aile, Saadet matbaası, Ahmed Kemal Radoslu (Habibzade), İstanbul 1330 (1914), 32 s. Neşreden Seyyar Kitabcı Mehmed Ali.

Bu kaydı Seyfettin Özegenin Eski Harflerle Basılmış Türkçe Eserler Kataloğu (İstanbul 1979) eserinin 5. cildinin 2282. sayfasından aldık.

 

            7. İsporad Adaları ve Tarihçesi, 1331 (1915), 55. s. Naşiri Arif Hikmettir. Seyfettin Özege, Fatih Millet, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Kütüphanesi ve Atatürk Kitaplığında mevcuttur.

            Ahmet Kemal Hilal-i Osmani gazetesi mensubu iken kaleme aldığı bu eserinde Adalar denizindeki Kızılhisar (Meis), Sömbeki, Kalimnos, Kaşut, Kerpe, İlyaki adalarının tarihî, coğrafi, iktisadi ve etnik durumları hakkında pek faydalı malumatlar verir. Ahmet Kemal, Meis Ceziresi Tarihi ve Mufassal Meis Ceziresi Tarihi isimli eserlerini kısmen değiştirerek bu kitaba nakletmiştir. Zira anılan kitabının 26 sayfasını Meis adasının tarihi işgal eder.

Eserin adındaki İsporad kelimesi yazarın ifadesine göre Yunanca olup dağınık anlamındadır (Adalar denizinin güneydoğusundaki adalara Güney İsporad  [Sporad] adaları, Oniki ada veya Menteşe adaları denir. Ahmet Kemal’in bu eseri tarafımızdan yayıma hazır hale getirilmiştir).     

Yazar, eserinde verdiği malumatı gezerek elde ettiğini belirterek özellikle Kızılhisar adasına eserinin yarısına yakınını hasretmiş, ada hakkında geniş tarihî malumat vermiştir. Kızılhisar (Meis)’la birlikte Sömbeki, Kalimnoz, Kaşut, Kerpe, İlyaki adaları hakkında da bilgi vermiştir. Ahmet Kemal, kitabının sonuna şu notu düşmüştür: “İstanköy, Asturopalya, Karyut, Batnos, Laryoz, İncirli adalarına ait ma’lûmât-ı tarihiyeyi vaktiyle Hilâl-i Osmanî ve Hakk gazetelerinde yazmış olduğumdan, mezkûr makaleleri toplayarak kitab şekline koyacağımı ve bu suretle İsporad adalarının tarihçesini itmam edeceğimi [tamamlayacağımı] kariin-i kirama arz eylerim.“

Ahmet Kemal ayrıca adalar hakkında Ahenk gazetesine makaleler yazdığını da belirtir. Böylece yazar toplam 12 ada hakkında bilgi vermiş olmaktadır.  

 

            8. İbtidai Mekteblerine Mahsus Mebde-i Ahlak, İkbal kütübhanesinin mekteb kitablarından, no 6, Şems matbaası, İstanbul 1328-1330 (1914), 36 s.

Ahmet Kemal’in böyle bir eserinin olduğunu Mustafa Şahin’in ilk makalesinden öğrendik. Özege’de de kayıtlıdır.1 Sonradan Beyazıt Devlet kütüphanesinde olduğunu saptadık.

 

            9. Çin-Türkistan Hatıraları, İzmir  1341 (1925), Marifet matbaası, 236  s.

           

            1920’de yazılmıştır. Yazarın en mühim ve en hacimli eseridir. Eser Doğu Türkistan’da açtığı okul ve karşılaştığı güçlükleri anlatır. Kaşgar’ın adet ve ananeleri ile tarihi ve coğrafyası hakkında mühim bilgiler ihtiva eder (Şimdi bu eseri size sunmuş bulunuyoruz).

            Eser 70 Yıl Evvelki Çin Türkistanı-Ahmet Kemal’in Serüvenleri adıyla bir hayli değiştirilerek Necdet Öklem  tarafından yayınlanmıştır (İzmir 1984, 131 s.).1 Son neşir N. Ahmet Özalp tarafından yapılmıştır (Kitabevi, İstanbul 1996, 272 s.).1

 

            10. Şanghay Hatıraları, İstanbul 1939, Kader basımevi, 116 s.

 

            Kitabın sonunda 1920 kaydı vardır. Ancak diline ve acele yazılışına baktığımızda daha sonra kaleme alındığı kanaatine varmaktayız. Yukarıdaki eserin devamıdır. Şanghay’daki hayatı ve oradan Almanya yoluyla vatana dönüşünü anlatır. Kitapta 14 adet resim vardır.

            Eserde Çin’deki Japonlara ve Tungan Müslümanlarına hayli yer verilmiştir.

            Yazar eserinin 5-45. sayfalarının haricindeki bölümünü daha sonra yayınladığı Türkistan ve Çin Yollarında Unutulmayan Hatıralar isimli eserine ekleyerek neşretmiştir.

 

            11. Türkistan ve Çin Yollarında Unutulmayan Hatıralar, Zarifiş matbaası, İstanbul 1955, 236  s.

 

            Kitabın sonunda 1920 tarihi vardır. Ancak yazar adı geçen eserinde Emin Ali Sipahi’den sefir olarak bahsetmektedir. Emin Ali ise 1939’da Çin sefiri olmuştur. Demek ki eser 1939’dan sonra yazılmıştır.

            Kitabın 169-236. sayfaları 1939’da basılan Şanghay Hatıraları isimli kitabın 40-116. sayfaları ile hemen hemen aynıdır (Ufak tefek değişiklikler vardır). 7-24. sayfaları Türkiye’deki hayatından ve Doğu Türkistan’a Talat Paşa tarafından nasıl gönderildiğinden bahseder. Geri kalan sayfaları ise eski harflerle basılan Çin-Türkistan Hatıraları isimli eserin bir özetidir. Yalnız Doğu Türkistan’a girerken ve Urumçi’deki hapisane hayatı üzerinde birincisine nazaran daha teferruatlı bilgi vermiştir. Çünkü ilk kitabında hapisanede kendisine yardım eden memurun adını açıklamak istememiştir.

            Eserde 1 harita (haritanın İsa Yusuf Alptekin’den alındığı yazılmıştır) ve 24 resim mevcuttur.

            Ahmet Kemal bir önceki gibi bu eserini de alelacele yazmıştır. Zira Çin-Türkistan Hatıraları isimli eserinin edebî üslubunun aksine bu eserinde (Şanghay Hatıraları da dahil) cümle unsurları değişiktir.

 

            12. Bir Yetimin Hayatı, Hamle matbaası, İstanbul 1962, 40 s.

 

            1912’de yazılmış olup yazıldıktan tam yarım asır sonra 1962’de piyasaya çıkmıştır. Yazarın yetim kalışını, çocukluk ve gençliğini anlattığı kendi deyişiyle “hakiki bir hayat macerası”dır. Konusu Anadolu’da ve Ege  adalarında (Rodos’ta) geçer. Eser yazarın doğum tarihi, çocukluğu ve gençliği hakkında biyografik bilgi verdiği için pek ehemmiyetlidir.

 

           3.2. Kitaplarında adı geçen diğer eserleri

 

            Ahmet Kemalin 1911’de yayınladığı Mufassal Meis Ceziresi Tarihinin arka kapağında yer alan “muharririn derdest-i tab’ âsârı” [yazarın basıma hazır eserleri] başlığı altında şu eserlerinin olduğunu veya bu eserleri yazmakta olduğunu anlıyoruz.

1. Bir Vak’a-i Hakiki Yahut Mağdur-ı Mu’allim. Bu eserin tiyatro olduğunu kaydetmiştir.

2. İsporad Adaları Hatıratı.

3. Zavallı Anne. Araştırılacak.ww

4. Büyük (Ulu) Din Risalesi. Ahmet Kemal 1330 (1915)’da Artuşta bu isimde şapiroğraf (teksir makinesiyle)’la bir kitap neşrettiğini yazar.

5. Cahil Peder Katil Oğul. Yine Artuşta yazıp oynattığı, bu adda basılmamış bir piyesi vardır. Yazarın bu eserlerini Türkistan seyahatnamelerinden öğreniyoruz.

 

MÜHİM NOT 1 : Kitabımızın 1. ve 2. baskısında Kültür Bakanlığının yayınladığı Türkiye Basmaları Toplu Katalogu - Arap Harfli Türkçe Eserler 1729-1928’den aktararak, Ahmet Kemal İlkul’un Vatan Yavrularına Ninni, İstanbul 1331 (1915), 16 s. isimli bir eserinin daha olduğunu yazmıştık.1 Fakat yaptığımız araştırmada bu eserin İlkul’a değil, Ahmet Kemal Akünal’a ait olduğunu tesbit ettik (Mustafa Şahin de eseri İlkul’a mal etmiştir). Bu eser Atatürk Üniversitesi ve Beyazıt Devlet Kütüphanelerinde vardır.

 

            3.3. Yazdığı ve çıkardığı gazeteler

 

            Ahmet Kemal Rodos’ta ağabeyisinin çıkardığı Afitab, İzmir’de çıkan Ahenk, İstanbul’da çıkan Mektebli, Hakk, Hilal-i Osmani gazetelerinde yazılar yazmıştır. Bunlardan Hak ve Hilal-i Osmani gazetesinde çalışmış ve ikincisinin yazı işleri müdürlüğünü yapmıştır. Ayrıyeten Urumçi hapisanesinde şapiroğrafla Yeni Hayat isminde 6 ay süren bir gazete neşretmiştir.

           

            Ahmet Kemal’in yazar olarak en verimli zamanı 1911-1920 seneleri arasıdır. Daha sonra sadece Türkistan hatıralarını kaleme almıştır. Bunun sebebinin ne olduğu hususunda bir bilgiye sahip değiliz. Sanıyoruz İstiklal savaşı kazanıldığı için yazma gereğini hissetmemiştir. Ne olursa olsun yazmamasını bir kayıp olarak değerlendirmek yerinde bir görüştür.

           

 

A. Kemal İlkul - Yazarın kitapları

Kitabınız sepetinize eklendi
Kapat