Sepetim 0
Sepetinizde ürün bulunmuyor

Haberler

TARİHÇİ Mehmet Genç'e bu sene Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü verildi.

Değerli Hocamız Genç, her türlü ödül ve saygıya layık bir tarihçidir.

Osmanlı İmparatorluğu’nu dört asır süreyle “mucizevi” bir şekilde yükselten iktisadi ve siyasi sistemin, son iki asırdaki gerileme ve çöküşün de sebebi olduğunu çok iyi anlatır.

Osmanlı’daki ekonomik ve siyasi sistemin başarı ve başarısızlık sebeplerini anlamak için Mehmet Genç’in “Osmanlı İmparatorluğu’nda Devlet ve Ekonomi” adlı eserini mutlaka okumak gerekir. (Ötüken Yayınları)

Biz Suriye’yi tam vatanımız saydığımız ve Lozan’da da herhangi bir mesele işaret edilmediği için onları unuttuk. Uzun süre ve hâlâ Irak Türkmenleri’ni konuşuruz; fakat bu dâvâyı kaybettik. Halbûki Musul ve Kerkük için Lozan’da bağlayıcı hüküm var; buralar Irak Merkezi Hükümeti’nin siyasi sınırlarının dışına çıkarılamaz ve Türkiye garantör ülkedir. 

Bu çalışma, Alexander Israel Helphand'ın (Parvus Efendi) hayatını ve mezkur yıllarda yayınlanan yazılarının Türkiye'de iktisadî kalkınma ve modernleşmeyle ilgili tartışmalara kazandırdığı boyutu anlatıyor. "Bu dönem yürütülen tartışmalar, iki yüz yıldır birikmiş çağdaşlaşma sorunlarının tümünü kapsayan bir tartışmayı meydana getirmekte ve İslamlık, Osmanlılık ve Türklük tartışmaları çerçevesinde neden geri kalındığı sorusuna odaklanılmaktadır. (Berkes, 1978:404)" İlk olarak, "Sosyalist Bir Yazardan Osmanlı İmparatorluğu'nun İktisadî Sorunlarına Çözüm Önerileri: Alexander Israel  Helphand-Parvus Efendi" başlığı altında Hacettepe Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nde yüksek lisans tezi olarak hazırlanmış.

Emir Kalkan'ın akıcı ve evrensel üslubu, yalın anlatımının yanında sinematografik öğelerle bezeli bu eser ilgi çekici hikayelerle dolu. Hayatının önemli bir bölümünü geçirdiği Kayseri'nin 50'li, 60'lı yıllarını anlatıyor bize yazar.

Hélène Carrère d'Encausse "İki Dünya Arasında Rusya" adlı eseri Rusya'nın dünkü konumu ve etkisiyle, bugün gelinen noktayı çeşitli yönleriyle irdeliyor. Yedi bölümden oluşan kitabı dilimize Reşat Uzman kazandırmış. 1991'den beri Fransız Akademisi üyesi ve daimi sekreteri olan Hélène Carrère d'Encausse'un Rusya'yı tanıtan ve Ötüken Yayınları arasında çıkan "Tamamlanmamış Rusya" adlı eserin bir tür devamı niteliğinde olan bu eserde, 1991'den sonra Rusya'yı derinden etkileyen olaylar ele alınmakta.

Cengiz Aydoğdu deneme türündeki çalışmalarından oluşan "Yalnızlık Muhatap İster" isimli kitabında, susayıp sermayesini içen su tacirlerini, yani bizleri 'Yalnız'ın tek ve gerçek muhatabına götürmeyi hedefliyor.

Aydoğdu, Türkiye'nin şu an içinde bulunduğu hal ve gidişattan söz ederken yeni bir hamle zorunluluğunun cehalet mensuplarının keyfiliğiyle çözümlenemeyeceğini, ilk yapılması gerekenin zihnî karmaşanın vuzuha kavuşturulmak olduğunu, görmezlikten gelindiği takdirde bu gaflet ve cehaletten hepimizin pay sahibi olduğunu belirtiyor; "Bu cehalet mensupları, keyiflerinin yerinde olmasını, topluma ve ülkeye yaptıkları bir lütuf sayabilirler ama şahsiyet, topluma ve ülkeye rağmen ihdas edilen her 'keyif'i zül addeder.

Senail Özkan, "Ölüm Felsefesi"nde Sokrates'ten günümüze kadar, felsefe tarihinde filozofların ölüm konusunda serdettikleri görüşleri etraflıca araştırarak, ölüme hangi fikir kumaşından ve nasıl bir felsefî kisve biçtiklerini anlatıyor.

Din ve Estetik isimli eserinde Aydın Işık, estetiğin kavramsal yapısını geniş bir perspektiften okura sunarken, din ve estetik arasındaki ilişkiyi en ince detaylarına kadar değerlendiren güçlü bir çalışma sunuyor bizlere.  Eser geniş bir kaynak yelpazesine sahip, gereksiz ayrıntılardan kaçınılmış. Felsefe Tarihi, Mantık ve İslam felsefesiyle de yakından ilgilenen Işık, son zamanlarda Analitik Felsefe ve Estetik Felsefesi konuları üzerine yoğun çalışmalarını sürdürüyor. Ülkemizde din ve estetik alanında yapılan çalışmaların sayısı oldukça az. Prof. Turan Koç’un “İslam Estetiği”, Prof. Cafer Sadık Yaran’ın “Lale Delili: Estetikten Etiğe ve Metafiziğe” isimli özgün makalesi, Prof. Dr. Ahmet Kâmil Cihan’ın kaleme aldığı “İbn Sina ve Estetik”, Doç. Dr. Latif Tokat tarafından yazılan “Sanat Kutsalın İfşası mıdır?” isimli akademik çalışmalar, bu yönde yapılan önemli örnekler arasında gösterilmekte.

Dr. Fatma Karahan Bayraktar, Dua ve Kader isimli çalışmasında doğru bir dua ve kader anlayışı için iki kavram arasındaki ilgiyi ortaya koyuyor. Karahan, doğru metotla algılanan dua kavramının, hayatın her sahasında sorumlu, idrak sahibi ve bilinçli bir prototip oluşturacağının altını çiziyor.

Katharina Mommsen, Goethe’nin İslam dini, klasik İslam kültürü, Hz. Muhammed’in şahsiyeti ve Kur’an-ı Kerim hakkındaki kritik düşüncelerini araştırdığı “Goethe und der Islam” (Goethe ve İslam) isimli kitabındaki derinlikli çalışmasında adeta bir Goethe âlimi olduğunu bize kanıtlar nitelikte. Ötüken Yayınları arasından çıkan eser, mütercim Senail Özkan’ın mükemmel çevirisiyle Türkçe’ye kazandırılmış. Akademik kariyerine Berlin Üniversitesi’nde başlayan Mommsen, Kaliforniya’daki Stanford Üniversitesi’nden emekli olduktan sonra yıllar süren yoğun emekler harcayarak Goethe ile ilgili çok önemli eserler vermiş. Bunlardan bazıları; “Goethe ve Binbir Gece”, “Goethe ve İslam”, “Goethe ve Arap Dünyası”, “Goethe ve Diez ve Goethe ve Dünya Kültürleri.”

Mehmet Fatih Birgül, İbn Rüşd’ü kitap konusu için neden seçtiğini,  İbn Rüşd’ün felsefi kişiliği ve İslam tarihindeki önemine dayandırarak; ”O, bilgi ve bilim hakkında Aristoteles şarihi olmaktan ötelere gitmiş, orijinal bir filozoftur. Bu bakımdan kanaatimize göre İbn Rüşd, nedenselliğin, bilim bağlamında araştırılması için ideal bir düşünür sayılmalıdır” sözleriyle açıklamakta.

Kitabına önce “nedensellik”le ilgili genel konulara yer vererek başlayan ve buradan ana konuya yaklaşan Birgül, ilerleyen bölümlerde konuyu unsurlara ayırmakta, bu çerçevede çeşitli değerlendirmelere yer vermekte ve çıkardığı özetleri de ana konu etrafında toplamakta. Sonuçta ise bizatihi İbn Rüşd’ün görüşlerine yer vererek, ortaya bütünsel bir görüş çıkarmakta.

İzzet Tanju, İslam’dan Batı’ya Düşüncenin Yol Alışı isimli özgün kitabında, geçmişte İslam dünyasının, Batı kültür dünyasına neler kattığını, karşılıklı etkileşimin felsefeye olan katkısını anlatıyor. İslam öncesi Batı kültürünün içinde bulunduğu duruma kısaca değinen kitap, İslam kültürünün Batı felsefesi ve Batı düşüncesiyle ilişkisini adım adım, bu konudaki yetkin kişilerin tebliğlerinden de yararlanarak bölümler halinde ele alıyor.

Prof. Dr. Sadettin Ökten, yapı mühendisliği alanı haricinde bilim tarihi ve felsefesi, kültür, medeniyet ve sanat alanlarında yaptığı çalışmalarıyla tanınıyor.  Bu konulardaki çalışmalarını Bilim Tarihi, Kent Kültürü ve Kent Estetiği, Yapı Teknolojisi dersleri ile farklı üniversitelerde değerlendirmiş, halen de bu alandaki çalışmalarını özel bir ilgiyle sürdürmeye devam etmekte. Eserlerinde ve şiirlerinde İstanbul’u bize her yönüyle tanıtan Yahya Kemal, her zaman bu şehirle ilgili özgün fikirlerine başvurabileceğimiz ilk mercilerden biri olmuştur.

Edebiyatta İstanbul üzerine söylenmiş sözler çok fazla ise de, eserlerinde İstanbul tutkusunun zirve yaptığı Yahya Kemal, bu özelliğiyle diğer şairlerden ayrılır.

Ötüken Neşriyat tarafından bu yıl Mart ayında yayınlanan Radyoculuk Geleneğimiz ve Türk Musikisi kitabı, Tamer Kütükçü tarafından kaleme alınmış. Radyo deyince de akla ilk gelen konulardan biri, “müzik”, “musiki” radyoculuk geleneğiyle ilişkilendirilerek ele alınmış. Bu kitabın çok titiz bir araştırmanın ürünü olduğu daha ilk satırlardan itibaren anlaşılıyor. Bölüm başlıklarına bakıldığında o araştırmaların çok ilginç bilgiler sunduğu ve bu sayfalara sığdırılmaya çalışıldığı da belli.

O, taşranın toprağında yeşeren bir roman bahçesi. İkinci bir Sabahattin Ali. Birçokları tarafından Kürk Mantolu Madonna'daki Raif Efendi'ye benzetiliyor. Edebiyat ortamlarının uzağında kalması da içe kapanık kişiliğinden kaynaklanıyor. Yıllarca Zağnos Paşa Camii'nin karşısında bir yandan bakkal işletti bir yandan da kitaplar okudu. Yerel bir gazete fotoğrafını basana kadar kimse yazar olduğunu bilmiyordu. Şimdilerde, vaktinin çoğunu Balıkesir Türk Ocağı'nda akademisyenler, öğrenciler ve ocağın müdavimleri arasında önceki hayatına nazaran daha sosyal bir ortamda geçiriyor. "Zemheri Kuyusu" adlı romanı 2005'te Türkiye Yazarlar Birliği Roman Ödülü'nü almıştı. En son yedinci romanı "Kuvayı Milliye'nin Hazinesi"ni yayımlayan Metin Savaş, şu sıralar İstanbul üçlemesi için çalışıyor. Birinci kitap hazır, yayıncısına teslim edilmek üzere hazır; ikinci roman üzerinde düşünmeye başlamış.

Ötüken Neşriyat’ın yürüttüğü yayıncılık faaliyetinin güzel ürünleri arasından Şubat ayında çıkan Beyrut, Filistin ve Nablus İzlenimleri, Cenap Şahabettin’in gizli kalmış altı gezi yazısını ihtiva ediyor.

1918 yılında Cenap Şahabettin Suriye’ye davet edilir. Bu seyahatin izlenimlerini “Suriye Mektupları” adı altında gazetede tefrika eder fakat (kitapta değinilen) bazı sebeplerden ötürü bu tefrika dizisi kitaplaşmaz. Suriye’den sonra Cenap yolculuğuna devam eder; Beyrut, Filistin, Nablus ve Kudüs’e gider. Buradaki izlenimlerini de kaleme alıp başka bir gazetede yayımlar. Kitabı yayına hazırlayan Tayfun Haykır, maalesef Cenap’ın Kudüs’e dair izlenimlerini bulunamamış. Diğer kentleri şiir gibi anlatışından sonra “Acaba Kudüs’ü nasıl anlatmıştır?” diye düşünmeden edemiyorsunuz. Haykır, bu keşifle edebiyat dünyasına çok güzel bir eseri kazandırmış.

Prof. Dr. Recep Kılıç’ın Ötüken Neşriyat'tan çıkan “Din ve Kültür İlişkisi Üzerine” kitabı dinlerin kültür üzerindeki etkisine ve kültürlerin dini yaşayış üzerindeki etkisine değiniyor. “Din, kültürle kendisini nasıl irtibatlandırır? Kültür, insanın dinini anlama ve yaşama tarzına nasıl tesir eder?” gibi sorulara pratik cevaplarla açıklık getiren Prof. Dr. Recep Kılıç, semavi ve beşeri ilişkisini genişçe ele alıyor dinleri mercek altına alıyor. Hristiyanlığın içine düştüğü çıkmazı ve Hristiyanların nasıl İsevileştiğine dair tarihi olaylar ve belgelerle açıklık getiriliyor bu kitapta. Teolojisinin insan merkezli olmasından dolayı Hristiyanlığın kültür içerisinde üretilip şekillendirici olduğunu tarafsız bir şekilde ispatlarken, İncillerin Hz. İsa’yı iyileştirme ve günahları affetmesi gibi bazı ilahi güçlere sahip olduğunu söyler. Bundan sonra Hz. İsa tanrının bir imgesi haline gelmiştir. İslam’ın ise karşılaştığı kültürle canlı ilişki kurup, kültürü değiştirip dönüştüren bir özelliğinin olmasını ictihat prensibinin işletilmesine bağlayan yazar, ictihad prensibinin işlemediği kültürlerde İslam’ın canlılığını koruyamadığına değiniyor.

Cem Sökmen bu konudaki duyarlı kalemlerden birisi. “Aydınların İletişim Ortamı” üst başlığıyla “Eski İstanbul Kahvehaneleri” isimli kitabında, fikir ve sanat birikiminin aktarıldığı bu renkli ortamları geniş kaynaklar çerçevesinde ele alıp titiz bir çalışma ile okura sunmuş.

Kitabın “kişisel olmayan yaşantı”nın kaybolmaya yüz tuttuğu, entelektüel merak ve bilincin ‘lifestyle’ karşısında gerilediği bir atmosferde yaşananla kaybedileni karşılaştırma düşüncesi” ile ortaya çıktığını ifade eden müellifin bu sözlerinden,  kahvehanelerin sosyalleşmeyi sağlayan, toplumun dünya görüşünün ve geleneklerinin aktarıldığı en önemli mekânlar olarak algılanması gerektiğini söylemek mümkün.

“İsmi Lazım Değil” kitabı, Ötüken Neşriyat'tan çıkan bir hatırat… Ülkemizin yakın geçmişine ışık tutan birçok ayrıntıyı içinde barındırıyor. Hatıratın sahibi Acar Okan. Subaylık, hukukçuluk, matbaacılık, kitapçılık, gazetecilik, başmüfettişlik, teftiş kurulu başkanlığı, Kültür Bakanlığı Müsteşarlığı, Türk Dünyası Koordinatörlüğü, Başbakan Baş Müşavirliği… Acar Bey’in kırk küsur yıllık çalışma hayatındaki mesleki dallar. Çok çeşitli meslek dallarında bulunmasına rağmen kendisinin tek ülküsü olduğunu söylüyor. O da “Türk/İslam Ülküsü.” Siyasetin içinde yer almasına rağmen siyasi ayak oyunlarından, dümenlerden uzak kalmış; milli siyaset yolunda yürümüş amatör bir zihin.

Size Türkiye'nin en iyi romancılarından birinin lise mezunu bile olmadığını söylesem... İstanbul, Ankara ya da İzmir'de değil, Anadolu'nun küçük bir şehrinde yaşadığını... Yazdığı hemen her roman ödül aldığı halde iş arkadaşlarının, komşularının, hatta bazı akrabalarının onun yazar olduğunu bilmediğini... Evet! Böyle biri var. Adı Metin Savaş. Balıkesir'de yaşıyor. Yıllarca Zağnos Paşa Camisi'nin karşısındaki küçük bir büfeyi işletti. Hiç evlenmedi. Geçtiğimiz haftalarda bir üniversite öğretim üyesi, kitaplarını okuyan ve imzalatmak isteyen öğrencilerini, İhlas Haber Ajansı muhabiriyle birlikte ona gönderene kadar Balıkesir ahalisi şehirlerinde böyle bir yazarın yaşadığından habersizdi. Metin Savaş'ı Zemheri Kuyusu romanıyla tanıdım. Böylesine güçlü bir üslup kurmuş bir yazarın adını bile duymamış olmama şaşırmıştım. 

134 Kayıt bulundu Toplam 7 Sayfa << < 1 2 3 4 5 6 7 > >>
Kitabınız sepetinize eklendi
Kapat