 |
ÖTÜKEN TÜRKÇE SÖZLÜK |
|
|
|
 |
Tavsiye Edilen Eserlerimiz |
|
|
 |
KATALOGLAR |
|
|
|
 |
SATIŞ NOKTALARI |
|
|
|
 |
Özel Türk Yurdu Okulları |
|
|
|
 |
ÇOK OKUNANLAR |
|
|
|
|
 |
 |
Arama kriterlerine göre bulunan eser sayısı: 20
Sayfa: 1/2
Gösterilen: 1 - 15
|
| |
Farabi
|
”Millî tarihin derinliği, millî köklerin derinliği ve temellerinin sağlamlığı demektir. Bu açıdan Türkler, tam bir bahtiyarlık içindedirler. Çünkü Türklerin tarih sahnesinde göründüğü ve devlet olduğu çağlarda, bugünün itibarlı milletlerinden çoğunun adı bile yoktu. Dünyaya söz geçiren tarihî şahsiyetler, mensubu bulundukları milletin saygıdeğer şahsiyetini oluştururlar. Fârâbî’yi, İslâm Dünyası içinde İlk Çağ Batı Düşüncesini temsil eden her hangi bir dünya filozofu olarak görenler olabilir. Fârâbî, dünyaya söz söylemiş, dünya medeniyetine katkıda bulunmuş ölmez insanlardan biridir. Kendi şahsında o, Türkün düşünce kabiliyetini ve felsefî dehâsını gösterdiği gibi, İslâm öncesi ve İslâmî Türk kültürünün fikrî-mânevî mirasını aksettiren, bu mirasın sentezinden doğmuş ve tam bir bütünlük arz eden abide şahsiyet olma vasfını da temsil etmektedir.”
|
İbn-i Sina Felsefesi ve Ortaçağ Avrupasındaki Etkileri
|
"...İbn Sina varlık teorisiyle öyle bir etki yapmış oldu ki, latin skolastikleri arasında kendisine bu konuda bir şeyler borçlu olmayan tek bir metafizikçi yoktur..." "...M. Forest'in tesbitine göre, Ortaçağ Avrupası' nın en büyük filozofu Aquinolu Saint Thomas'nın eserlerinin tümünde, İbn Sina'dan tam 251 nakil vardır..." "...Ortaçağ düşünürlerimizden biri üzerinde bir etüd olmasın ki, onun İbn Sina felsefesiyle irtibatları etüd edilmemiş olsun..." "...İbn Sina, St. Augustin, Aristo, Boece ve St. Jean Damascene'den sonra, Batı'nın inanıp güvendiği çok yüksek birkaç otoriteden biridir. Elbette o tartışılmış ve kimilerince reddedilmiştir ama, bununla beraber onun etkisi öylesine derindir ki, eğer Batı onu tanımamış olsaydı, Batı düşüncesinin Ortaçağ'da ne olmuş olacağını hiç bir şey tayin edemezdi..."
|
Mevlâna'da Aşk Felsefesi
|
Mevlâna’ya göre bütün güzel sanatlar, estetik, psikoloji, hayat, ibadet vs. hepsi aşk adlı sihirli sözcükte odaklanmaktadır. Ona göre aşk Tanrı’nın bir sıfatıdır ve bütün varlıklarda tecelli eder. İnsan, Tanrı’ya vuslatı gerçekleştirince kâinata o gözle bakar, her türlü güzelliği görür ve kendi özündeki güzelliğe doğru yol alır. İnsan, mikro kozmik bir varlık olduğundan evrende tecelli eden bütün değerlerin hepsini kendinde toplar. Aşk sadece tasavvuf ehlinin yaşayacağı bir hal değil, her insanın tecrübe edebileceği bir gerçektir. İnsan, insan olma şuuruna ancak sevgi ve aşkla ulaşabilmektedir. Bu konuda Divân-ı Kebir’inde o: “aşkı olmayan kişinin insanlığını inkâr ederim” demektedir.
Mevlâna aşkı, beşerî ve ilahî olmak üzere iki grupta mülahaza eder. Ona göre aşk bir süreçtir. İnsan, ilahî aşka girmeden önce, beşerî aşkla iyice yoğrulmalıdır. Beşerî aşkı şehvet zannedenler aşkı asla anlamamışlardır. Ona göre aşki her türlü sıkıntıların, üzüntülerin, endişelerin, streslerin, korkuların, bunalımların ve dertlerin devasıdır. Yani: “bütün hastalıklarımızın hekimidir” (Mesnevî, I, 24)
|
Tıp Felsefesi ve Etiği Üzerine
|
“Erdemli tabip, erdemlerinden birini kazanıp, diğerlerini kazanmamazlık etmemelidir. Zire erdemlerin hepsi doğru bir çizgi üzerinde dizilmiş gibidir. Tıp tahsil etmek isteyenin, evvela zaruri olarak felsefe öğrenmesi, sonra da tecrübe kazanarak bilgi ve becerilerini artırması ve nihayet filozof olması gerekir. Bunun için her hangi bir burhan getirmeye gerek yoktur.”
Claudios Galenos [131-201]
|
Fârâbî'de Bilgi Teorisi
|
Fârâbî erken dönem İslam Felsefesinin zirvelerinden biridir. Avrupa’da uzun yıllar “Muallim-i Sâni” lakabıyla anılır, eser ve fikirleri bilim mahfillerinde uzun süre ilgiyle takip edilir. Öte yandan bilgi kavramı felsefeyi en çok meşgul eden konular arasındadır ve tarih boyunca da böyle olmuştur. Eser, büyük Türk filozofu Fârâbî’nin “bilgi” problemi hakkındaki görüşlerini inceler. Girişte Fârâbî’nin sahneye çıkışına kadarki bilgi anlayışları özetlenir. Fârâbî’nin bilgi problemiyle alakalı müstakil bir eseri olmadığından bütün eserlerindeki ilgili bahisler derlenir. Bilginin imkânı, kaynağı, değeri ve sınırları bir sistem dâhilinde ortaya konur. İslâm felsefesiyle ilgilenenler için bulunması güç bir kaynak…
|
Schopenhauer Paradokslar Üzerinde Raks
|
Felsefe meraklılarına, felsefeden korkan meraklılara roman tadında lirik bir felsefe kitabı... “Schopenhauer tam bir paradokslar filozofudur. Ateisttir, mistik ve pesimisttir; hayatı ve felsefesi paradokslarla doludur. Ancak o tezatlar ve tereddütlerden yılmayan bir filozoftur. Sözünü sakınmadan söyler; doğruluk, cesaret ve samimiyet onun karakteridir. O, insana ürperti ve korku veren; ve âdeta bir soyut kavramlar dağı halini alan felsefenin dağ dağ problemleri arasında bir akrobat cesaretiyle ve bilgece dolaşır.” “Schopenhauer metafizik bunalımların ve derin şüphelerin filozofudur; bütün düşünceleri ciddi bir kritik ve kriz mahsulüdür. Felsefenin tüm problem alanlarında yenilikçi, ihtiraslı ve ateşli bir tartışmacıdır. Merhamet etiğinin mimarıdır. Hayata karşı menfi ve bedbin tavrıyla tanınan filozof, yetkin bir estetikçidir. Sanat, edebiyat, edebiyatın bütün türleri, mûsikî, mimârî, heykel ve resim gibi tüm estetik mevzularda çığır açıcı orijinal fikirleri vardır.”
|
Mevlâna ve Goethe
|
Mevlâna ve Goethe’yi okumak, bakışını yıldızlara çevirmek demektir… Mevlâna ve Goethe bugüne kadar ulaşılmayan ve bundan sonra da ulaşılamayacak olan iki zirvedir. Mevlâna mistik düşüncenin ve mistik şiirin ulaşılamayan kutup yıldızıdır. Edebiyatın, sanat ve düşüncenin hemen her alanında kalem oynatmış olan Goethe ise daha çok trajik ve lirik şiirin, trajik düşüncenin bir kutbudur. Farklı çağlarda yaşamış bu iki deha, sadece yaşadıkları asırları aydınlatmakla kalmamış, aynı zamanda insanlığın bugün her zamankinden daha çok muhtaç olduğu sevgi, hoşgörü ve hümanizm gibi evrensel değerlerini yüceltmiş ve ebedîleştirmişlerdir. Mevlâna ve Goethe’nin evrensel sanat, estetik, etik ve mistik değerlerle yüklü sevgi ve hoşgörü katarı, çağları geride bırakarak ve bugün pek karanlık zamanların arasından geçerek sonsuza doğru yol almaktadır. Onların temsil ettikleri hümanizmi iyi anlamak, hayatın, hürriyetin ve ebedî sevgi yolculuğunun heyecanını duymak lâzımdır.
|
|
Yorumlar(2) |
|
|
Lilyan Filipov Karamfilov
|
Pazar,18.02.2007 20:18:34
|
hosgörü |
| neden kavga neden savaş unutun ey insanlar bu tabiyetleri neden sevgi değil neden hoşgörü değil neden kalblerinizi yaşamın hidayet dolu boşluğuna bırakmıyorsunuz.çok mu zor bunu yapmak.Eğer nasıl dıye sorarak bı başlangıç yaptıysanız bu iki aşk hoşgörü ve sevgi insanını okuyun. sevgilerimle... |
| |
|
mehmet tepe
|
Cumartesi,20.01.2007 21:33:08
|
orjinal |
| senail özkan'ı almanca'dan yaptığı müthiş anne marie schimmell çevirisiyle tanıyorum. konuya vakıf bir şahsiyet. iyi ki hala böyle yazarlar ve araştırmacılar var. Kültür tarihimize Altın Harflerle yazsak borcumuzu ödeyebilirmiyiz. Bilmiyorum ama okuyarak anlamaya çalışarak memnun edebiliriz. |
| |
|
Aşk ve Akıl - Doğu ve Batı
|
“Acaba bizim vatanımız gibi, geniş bir memleketi olup da onu asla görmeyen, edebiyatta gözleri ecnebi bir âleme dalmış ve yalnız o âlemden bahseden başka bir millet var mıdır?”
“Düşünce mesaisinin önemli bir bölümünü Batı felsefesinin, mûsikîsinin, edebiyat ve sanatının zirvelerini, dehâlarını anlamaya hasretmiş bu satırların müellifi, Yahya Kemal’in yukarıdaki sözlerinden payına düşeni almakta samimidir. Büyük şâirimizin bu satırlarla meseleyi can evinden kavradığına inanmaktayım. Kendi gök kubbelerinden uzaklaşan fânilerin yabancı iklimlerde hayat ateşini kaybetme riski her zaman mevcuttur. Yabancı bir kültürün başlangıçta göz kamaştıran, fakat sonra bir anafor gibi onu kendi dehlizlerine çeken düşünce tuzaklarına düşmemek için, ufukların ötesini görebilen keskin bakışlı rehberler almak gerekmektedir yanına; tıpkı Dante’nin çelişkiler cehenneminde üstadı Vergil’i yanına kılavuz alması gibi; tıpkı İkbal’in, Batı metafiziğinin tehlikeli geçitlerinde Mevlâna’ya sığınması, diyâr-ı Rûm’un bu Pîr’inin eteğine tutunması gibi.”
|
Nietzsche - Kaplan Sırtında Felsefe
|
Nietzsche hakkında Türkçe yazılmış en ciddi ve tatminkâr eserdir. “Her şeyin kurşun grisi bir pesimizme, kaba bir materyalizme, bitkin bir decadénce sürüklendiği; hayata inancın hazan rengine, ümitsizliğe ve inkâra dönüştüğü 19. Yüzyıl Avrupa’sında, beklenmedik bir gür ses, bir protesto sesi yükselir ve bir kaplan atılımıyla hayatın uçurumları üzerinde dolanmaya başlar. Derin bir rüyadan uyanan bu demonvâri güç, bu dinamit zekâ, daha yirmi yaşlarında iken haz ve ıstırabın yoğurduğu oluşa, varoluşa ve hayata, bizim Yunus’tan öğrenmişçesine, “nârın da hoş, nûrun da hoş” diyebilmiştir. Hayatı bütün paradokslarıyla bir “amor fati” olarak kucaklayan bu dehâ, insanlığa hayatın kutsiyetini ve varlığın mâsûmiyetini öğretmeyi kendine dert edinmiştir. Ona kulak vermeliyiz, onu can kulağıyla dinlemeliyiz!... İnkırazımızın yankılarını onun yanık nağmelerinde bulabiliriz.”
|
|
Yorumlar(1) |
|
|
yumuşhan günay
|
Salı,11.01.2005 15:03:31
|
|
| hiç bana felsefe bu kadar yakın gelmemişti.yazık senail üstadı tanımayan yıllarıma.herhalde çok daha fazlası var yazdıklarından. |
| |
|
Söz Bir Yelpazedir
|
Evet, “Söz bir yelpazedir” ve hep böyle kalacaktır; ne kadar derin, güçlü, etkili söylenirse söylensin bütün sihri ve tesiriyle söz mahduttur. Demir dağları eriten söz, transandantal âlemin sınır muhitine götüren sihirli bir yoldur; ancak buradan ötesi sözün ulaştığı, kuşattığı, kuşatamadığı nâmalûm bir sonsuzluktur. Ve lâ yuhitune bihi ilmeni yani ilim O’nu kuşatamaz, diyor Kur’an.
|
Doğunun Öğretmeni Fârâbî
|
”Ne ebedî bir yerdir bizim için bu dünya / Ne de insan sıkışıp kalmalıdır bu dünyaya” deyişindeki mütevazilikten olsa gerek Fârâbî’nin hayat hikâyesine dair bilgiler bölük pörçük kalmıştır. Yazar bu hikâyelerdeki ortak noktalardan yola çıkarak Fârâbî’nin hayat hikâyesini yazıyor. Bin yüz sene öncesinin fizikî ve edebî gelenekleri dikkate alınarak kaleme alınan biyografi dönemin özelliklerini aksettiren resimlerle süsleniyor. O doğunun ve batının ikinci öğretmenidir. Zamanını aşan eserleri yüzyıllarca dünya kütüphanelerinin en muteber yerini işgal eder. Kitabın ikinci bölümünde “Fârâbî’nin Bilimsel Yönü ve Eserleri” konulu bir makaleye ve Fârâbî’nin eserlerinden seçmelere yer veriliyor. “Doğu’nun Öğretmeni” Fârâbî ve eserleri üzerinde derinlemesine araştırmalar yapılması isteği uyandırma niyetinin ürünüdür.
|
Bilginler Bilgini İbn-i Sînâ
|
Kıskançlıklar, tehditler, eziyetler, kilometrelerce süren mecburî yolculuklar ve hastalıklar... Oysa onun tek istediği, durmaksızın düşünmek, araştırmak, incelemek, fikir yürütmek, kâğıda dökmek ve bunları diğer bilim meraklılarıyla paylaşmaktı. Neredeyse her ânı akıllara durgunluk veren bir yoğunluk ve meşakkatle geçen 57 senelik bir ömre, çok çeşitli bilim dallarına ilişkin 400'ün üzerindeki emsalsiz eser, İbn-i Sînâ tarafından "aşkla" sığdırılmıştır. İçinde bulunduğu her şartta -at üstünde sefere giderken ya da kalede tutuklu iken-eserlerini yazmaktan vazgeçmeyen ünlü Türk bilgininin bilim tarihine yaptığı katkı, Doğuda ve Batıda hayranlık uyandırmış, ve uyandırmağa devam etmektedir... Elinizdeki eser, yaklaşık 1000 yıl öncesinde yaşamış olan İbn-i Sînâ'nın baş döndürücü hayat hikâyesi üzerine -özellikle genç okurları hedefleyen- mütevazı bir çalışma mahiyetindedir. Türk-İslâm düşünce ve bilim tarihine saygıyla...
|
Bilgi Büyücüsü Bîrûnî
|
”Türkistan’ın Ceyhunötesi’nde başlayıp Afganistan’daki Gazne’de sona eren çarpıcı bir hayat hikâyesi… İlimlere karşı inanılmaz bir merak besleyen Ebû Reyhân el-Bîrûnî, muhteşem dehasıyla XI. Yüzyılın ilk yarısına damgasını vurur. Bu dönem, onunla bir süreliğine aynı mekânı paylaşan ünlü bilgin İbn-i Sînâ başta olmak üzere, bir çok bilim adamının tarihi onurlandırdığı bir dönemdir. Bîrûnî 150 civarında eser verir ki, ele aldığı jeoloji, matematik, coğrafya, astronomi, farmakoloji, tarih gibi bilim dallarının çeşitliliği hayret vericidir. Bugün batılı bilim adamlarını referans göstererek andığımız etnoloji, antropoloji, tarih felsefesi gibi beşerî bilim alanları ile objektif tarihçilik kaygısı, iktisadî tarih anlayışı gibi meseleleri ilk ortaya koyan da Bîrûnî’dir. O aynı zamanda haksızlıklarla mücadele eden bir adalet felsefecisidir.” Bildiğiniz ve bilmediğiniz yönleriyle Bîrûnî…
|
Kutadgu Bilig’de Ahlâk Kavramı ve Tıp Etiğine Etkisi
|
Yusuf Has Hacip tarafından 1069’da yazılmış olan Kutadgu Bilig’de 4 temel kavram bulunmaktadır: Etik, Mutluluk, Akıl ve İrfan. Her biri bu sembollerden birini ifade eden şahıslar arasında geçen konuşmalarda devlet, siyaset, toplum, meslekler, ahlak gibi değişik konular işlenir. Ahlak: din, tabiat, huy, karakter anlamına gelir. Etik, doğru ve yanlış davranış teorisidir, ahlak ise onun pratiğidir. Bu çalışmada Sokrates’ten Mill’e ve Kindî’den Fârâbî’ye büyük batılı ve doğulu düşünürlerin görüşleriyle Kutadgu Bilig’deki ahlak kavramı karşılaştırılır. Tıp etiği ile Kutadgu Bilig arasındaki etkileşim açıklanır, tıp etiğinin temel ilkeleriyle; eserde ifade edilen değerlerin ne derece örtüştüğü vurgulanır. Klonlama, estetik cerrahi, ötenazi gibi güncel tıbbî sorunlara bu çerçeveden bakmayı öğrenmek için mutlaka okuyun.
|
Doğu'dan Batı'ya Felsefe Köprüsü
|
Bu kitap, felsefî düşüncenin farklı ve önemli dönemeçlerini düşünce zeminine getirip mukayeseli bir şekilde incelemektedir.
Eser kesintisiz bir düşünce akımını gösterir. Eserin kahramanları Platon, Farabî, Cavid değildir; farklı bölümleri herhangi bir zamanda yaşamış herhangi bir filozofun ömrü ile sınırlanmaz. İdea, tarihî zaman sıralaması ile değil, temelden zirveye yükseliş çizgisi ile devam eder. İcracılar zamanla değişse de, görülen iş tek ve bütündür, sadece bayrak elden ele aktarılır. Doğrusu bu yol düz çizgili değil, inişli yokuşlu, değişken istikametlidir; her yeni katılan, hız kazanmak için yeniden başa döner ve bazen geriye doğru katettiği yol o derecede çok gayret gerektirir ki, seleflerini aşmaya imkân ve zaman yetmez, sanki geriye dönüş olur. Ama herhangi bir zamanda birisi nihayet ileriye geçmiş olur. Yazar tarih sınırlarını aşan, çağdaş fikir dünyasına girebilen kişilerle ilgilenir. Düşüncenin istikameti geçmişten bugüne değil, bugünden (geçmişi ziyaret ederek) bugünedir.
Eser, tarihsel ayrıntılara değil, düşüncenin sürekliliğine önem veriyor. Kitapta tarih, bilim ve felsefeye ilişkin yönelimlerin yanı sıra Azerbaycan’da, temelleri Genceli Nizamî tarafından atılmış felsefî düşüncenin yorum gücünden yararlanılmıştır. Filozofların mekân ve zamana bağlılığı değil, fikir yakınlığı ölçülmüştür. Zaman farkı ortadan kalkınca, yazar, çeşitli dönemlerin filozoflarını aynı söylem içinde tartışma olanağı kazanır.
Doğu-Batı düşüncelerinin kıyaslanması çetrefilli bir konu... Elinizdeki bu kitap konudaki ilklerden birini oluşturuyor.
Prof. Dr. Ramiz Mehdiyev
|
|
|  |
|
|
 |
EN SON ÇIKANLAR |
|
 |
 |
 |
| Attilâ |
Peyami Safa,
Tarihi Roman |
|
|
|
|
|