 |
ÖTÜKEN TÜRKÇE SÖZLÜK |
|
|
|
 |
Tavsiye Edilen Eserlerimiz |
|
|
 |
KATALOGLAR |
|
|
|
 |
SATIŞ NOKTALARI |
|
|
|
 |
Özel Türk Yurdu Okulları |
|
|
|
 |
ÇOK OKUNANLAR |
|
|
|
|
 |
 |
Arama kriterlerine göre bulunan eser sayısı: 46
Sayfa: 1/4
Gösterilen: 1 - 15
|
| |
Göç Zamanı "Bir Çınar Vardı, Göç Zamanı, Papağan Dedi Ki"
|
Çağdaş Türk edebiyatının en yoğun kısa hikâyelerinden oluşan bir derleme... Belli bir çevre ile sınırlı kalmadığı, konularını değişik muhitlerden aldığı halde hepsinde aynı sıcaklık ve derinliğe ulaşabilen bir yazar... Bir duygunun, düşüncenin yahut hayattan bir kesitin olduğundan da canlı yaşanışı... Bir Çınar Vardı (1959), Göç Zamanı (1975,90,95) ile "Papağan Dedi Ki" başlığı altında derlenip ilk defa yayınlanan hikâyeleri bir arada ve sırayla.
"Dede her kelimenin tadına baka baka, ağır ağır: "Bir gece" derdi. "Sabaha karşı Münâdi, göç zamanıdır diye bağıracak." Kaç geceler boyunca, o sesi duyabilmek için beklerken uyuyakalmışım. Çok defa salâ ile Münâdi'nin çağrısını birbirine karıştırmış, heyecanlanmıştım. Kaç kez sabah ezanında bir şey, Dede'nin anlattığı yeri çağrıştırmıştı bana."
Bahaeddin Özkişi Münadi’nin çağrısına uyup ebedî heyecanı duymaya Dede’nin anlattığı yere gitti. Ondan bize kalan yukarıdaki dört eseridir.
|
Yıldırım Sesli Manascı - Yüzyüze - Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek
|
Yazarın yazıldığı zaman büyük yankılar uyandıran üç hikâyesi… “Yıldırım Sesli Manasçı’da insanın evrensel özünü yakaladım, beşerî olanı yakaladım. Her usta yazar, dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın, bütün insanlar arasında müşterek olan noktayı yakalar ve o noktayı hedef alarak eserlerini kaleme alır." “Yüzyüze’de anlatmaya çalıştığım ana konu devlet otoritesi ve bireyin karşı karşıya gelmesi olgusudur. Bu sadece Sovyetler birliğinde olan bir olgu değildir; bütün savaşlarda devlet ve birey çatışması vardır.”
|
Cemile - Sultan Murat
|
Cemile yazara ilk büyük şöhreti kazandıran eseridir. “İşte şimdi burada, Villon’un, Hugo’nun, Baudelaire’nin Paris’inde, kralların ve devrimlerin Paris’inde, ressamların yüzyıllık Paris’i olmakla övünen her taşı ya bir tarihi, ya bir efsaneyi hatırlatan şu Paris’te Werther, Bérénice, Antoine ve Kleopatra, Manon Lescaut, Education Sentimentale, Dominique, hepsi birdenbire gözümden düşüverdi. Çünkü ben Cemile’yi okudum. Roméo Juliette, Paolo ve Francesca, Hernani ve Dona Sol, artık bunların hiçbiri gözümde değil, çünkü ben ikinci cihan savaşının üçüncü yılı yazında, 1943 yılının o Ağustos gecesinde Kurkureu vadisinde bir yerde Zahire arabaları ile giden Danyar ve Cemile’ye, bunların hikâyesini anlatan küçük Seyit’e rastladım.”
(Louis Aragon)
|
|
Yorumlar(6) |
|
|
kadir ceyhan
|
Perşembe,01.02.2007 18:22:39
|
kadirceyhan |
| arkadaşlar eğer bu kitabın özetini bulıursanız çpok sevinirim.kadirceyhan@mynet.com |
| |
|
seda ascı
|
Pazar,14.05.2006 15:16:53
|
bukitabın özetine acil ihtiyacım var |
|
| |
|
AYNUR ŞENTÜRK
|
Perşembe,09.02.2006 11:36:11
|
bukitabın özetine acil ihtiyacım var |
|
| |
|
sena sarp
|
Cumartesi,04.02.2006 18:31:46
|
|
| bu kitabın özetine çooooooooooooook acil ihtiyacım var.şimdiden duyarlılığınıza teşekkür ederim ve BEKLİYORUM:( |
| |
|
melih yıldız
|
Pazartesi,10.10.2005 18:40:25
|
roman |
| cengiz aytmatov'un bütün romanlarını okudum.Özellikle beyaz gemi adlı romanını çok beğenmiştim. |
| |
|
nurcemal ermekbaeva
|
Perşembe,15.09.2005 12:54:33
|
|
|
| |
|
Kızıl Elma - Oğulla Buluşma - Beyaz Yağmur - Asker Çocuğu - Deve Gözü
|
Yazarın güçlü bir sembolizm kullanılarak yazılmış beş güzel hikâyesi… Aşk ve heyecan, gelenekler ve tarih, savaş ve Kırgız Türkünün dramı.. ve ille de vatan toprakları, toprak sevgisi, toprağı verimli kılmak için bütün yokluklara, güçlüklere göğüs gererek çalışan Kırgız gençleri... Bütün hikâyelerde yazarın çağlardan ses derleyen nefis üslûbunu ve eşsiz anlatım gücünü bulacaksınız.
|
Cengiz Han'a Küsen Bulut
|
Gün Olur Asra Bedel içerisinde yer alabilecek ancak Sovyet Rusya’nın dağılmasından sonra yayınlanabilen Stalinizmin ve totaliterliğin güçlü bir eleştirisi…
“Devletin çıkarlarından daha önemli ne olabilirdi? Bazıları insan hayatının önemli olduğunu sanıyorlardı... Ne laf ya! Devlet bir sobadır ve yakıtı da yalnız insandır. Yakılacak insan olmazsa soba söner. Sönen, yanmayan sobanın da hiçbir yararı yoktur. Ama öte yandan bu insanlar devlet olmadan yaşayamazlar: Sobayı tutuşturan, yakan onlardır. Sobayı yanar tutmakla görevli olanlar da ona yakıt temin etmeliydiler. Her şey buna bağlı.”
|
|
Yorumlar(1) |
|
|
hamdullah kaplan
|
Çarşamba,14.06.2006 13:52:56
|
DEHŞETİL VAHŞET |
| BU ESER BİLİNDİĞİ ÜZERE "GÜN OLUR ASRA BEDEL"ADLI ESERİN DEVAMI NİTELİĞİNDEDİR.MANKURTLAŞMAMAK İÇİN HER TÜRK GENCİ BU ESERİ DE OKUMALIDIR.
HAMDULLAH KAPLAN(EDEBİYAT NAZARİYATÇISI VE ELEŞTİRMENİ) |
| |
|
Rüyalarda: Ana ve Küçük Alimcan
|
Biri anne diğeri çocuk hakkında iki güzel hikâye. Birisi daha çok dokunaklı, diğeri daha çok neşeli. İlki “Ana mı? Yoktu ana. Yok, vardı ana. Bir vardı, bir yoktu; türkülerimizde kaldı ana” ile bitiyor, diğeri rüyalara karışan bir gerçekle: “Bekir’in Alimcan’a getirdiği haber bu kez gerçekti. Çok geçmeden Kırım’a dağıldı ve Kırım’da iki Alim’in varlığını bilmeyen kimse kalmadı; biri Alim Aydamak, diğeri Alim Kulaksız.”
|
Oy, markus, Oy!
|
İngiliz hikâyeleri serisinin son kitabıdır. İlk kitaplardaki kahramanların yerini torunları alır. “Tuhaf bir kişi Markus. Markus’u sevenler olur, sevmeyenler olur. Okurun Markus’un kişiliğini yorumlamasının dışında ve değişik bir özelliği var benim için. Hayatımın Regina’yı kaybettikten sonraki bir yıla yaklaşık en müşkül zamanı içinde yaşayabilmeme yardımcı oldu bana Markus.”
|
Bay Markus'un Köpeği
|
Yazarın içerisinde yaşadığı İngiliz toplumu ve çevresinde yaşayan sıradan insanlar hakkında yazdığı hikâyelerden ilki… Hikâyelerin hepsi aynı dar çevrede ve birkaç aile çerçevesinde gelişir. Eşini kaybeden Markus Burton genç bir Yahudi tüccardan köpek alır, Benci adını verdiği köpek onun arkadaşı olur. Markus’un en yakın arkadaşı bay John Marple ile çok özel bir ilişkisi vardır. Hikâyenin sonunda bay Marple ile Dorothy hanım evlenir, artık hayatta olmayan Bay Markus’un bombardımanda yıkılan evinin bahçesine Benci’nin tunçtan heykeli dikilir.
|
Bay John Marple'in Son Yolculuğu
|
Dorothy hanım John Marple’ın gidişiyle yalnız kalır. John Marple’ın gidişi hikâyede yavaş yavaş tamamlanır. “Dorothy hanım kayığın kenarına eğildi, şapkanın içindeki külleri yavaşça denize döktü. Uzunca bir süre denizin yüzünde kaldı küller. Neden sonra denizin dibine battılar, batınca da: “John! Ben seni zamanımızda horlanan, yaralanan, sakatlanan ve kirlenen toprağa değil, hâlâ yaşayan denize verdim,” dedi Dorothy hanım.
|
Şuşa Dağlarını Duman Bürüdü
Elçin
Hikâye
İstanbul - 1997
ISBN 978-975-437-142-0
Aktaran: Yusuf Gedikli - 3. Hamur - 12x19,5 cm - 320 sayfa
Fiyatı: 15,00 TL
İndirimli Satın Al |
Kentli sıradan insanları konu edinen, kahramanlarının iç dünyalarının dışardan fark edilemeyen dehlizlerinde dolaşan hikâyelerden oluşan bir derlemedir. Yazar yorumlamaktan ziyade anlamaya çalışır. Bu yüzden hikâyelerde en sık rastlanan ifadelerden biri "Neden öyle yaptığını kendisi de bilemedi"dir. Psikolojik çatışma ve tahlillere önem verir. Bilinç ve bilinçaltının “ben”lerini birbirleriyle karşılaştırır. Kimi zaman bu “ben” bedenden ayrılıp sanki başka biriymiş gibi kendisini seyreder. Bilinçaltı ırmağının önü alınamayan akıntısını izlemek için okunması gereken bir eser.
|
Sarı Gelin
|
Yazarın olgunluk dönemine ait on hikâyesinden mürekkep bir eserdir. Hikâyelerin çoğu “Baladadaş’ın İlk Muhabbeti” kitabından bazıları da Azerbaycan’da yayınlanan edebiyat mecmualarından alınmıştır. Kitaba adını veren Sarı Gelin hikâyesi Azerbaycan menbalı “Sarı Gelin” türküsü üzerine kurulur. Bütün hikâyelerde yazarın sanat anlayışının bir göstergesi olan sakinlik, huzurluluk ve bunlara eklenen seyircilik görülür. En tabii görünen konuların hislerle örülü derinlikleri araştırılır ve zevk veren bir farkındalık üslubuyla okuyucuya sunulur. Kimi hikâyelerin nerdeyse her cümlesi epigraflardan oluşur.
|
Gümüş Beyazı Karavan
|
- İnsanın şansı yaver gitmeli vesselam!.. Bir bakmışsın o güne kadar birbirini asla tanımayan iki kişi – bir kız bir erkek çölün ortasında karşılaşmışlar ve aniden de bu dünyaya zaten birbirlerini bulmak için gelmiş olduklarını anlayıvermişler... (Kasap Ağanecef’in karısı Balacahanım’ın, sokak kapılarının önünde çekirdek çitleyerekten genç kızlara anlattıklarından.)
- Benim dileğim de Memmedağa’nın mesut olması işte!..
(Bu sözleri de bir akşam Ali Samedullah’a söylemişti, o akşam ki Yadullah’la Fatma’nın düğünüydü ve Aliakper’in klarneti insanın içini kaynatıyordu.)
- Benim kısmetim böyleymiş, bari Mesmehanım mesut olabilse!..
(Güldeste, Voronej’e giden trenin penceresinden bembeyaz kış gecesini seyrederken böyle düşünmüştü.)
|
Ayın Uysal Işığı
|
Toplumun farklı tabakalarında yaşayan kadınların mesele ve iç dünyalarının anlatıldığı on altı kısa hikâyeden oluşur. “Oturacak bir kahve, sokulacak bir ağaç altı buluncaya kadar sırılsıklam olmuşlardı. Üstlerinden sular damlaya damlaya kapısına dayandıkları lokantanın garsonu, kendilerini içeriye almadan önce radyonun sesini kısmış ama dinlediği şarkıyı gene de duymuşlardı: “Andıkça geçen günleri / Hasretle derinden…”
|
Umursanmayan Kadınlar
|
Feminizm festivalinin en şaşaalı dönemine rastladığı için kahramanları olan gerçek kadınlara yeterince ulaşamayan, edebiyatımızdaki yeri anlaşılmayan bir eser... Yazarın ilk hikâye kitabıdır. Kırsal kesimin ya da küçük kentlerin umursanmayan kadınları, kültür ortamları, yaşayış tarzları, töreleri ve gelenekleri anlatılır. Onların topluma ve toplumun onlara bakışının resmi çekilir. Oturmuş bir üslup ve şiirli bir dille.
|
Bir Tokada Bir Koca
|
“Gedikpaşa’da üç katlı, yarı ahşap evlerinin kapısına dayandıkları zaman hava henüz kararmamıştı. Baba kız, sefertası gibi her katında birer oda bulunan evden içeri büyük bir sevinçle alınmış, ovulmaktan sararmış ahşap merdivenlerin basamaklarını gıcırdata gıcırdata orta katta bir odaya çıkmışlardı.
Hoşbeş faslından sonra babası, vakit geçirmeden, ikindi namazını kılabileceği temiz bir yaygıları olup olmadığını sormuş, Şinorik teyze de gidip işlemeli, nakış bir seccade ile bir tespih getirmişti.
Babası, bir Hıristiyan evinde, ziyaretlerine gelecek Müslüman dostları için seccade ve tespih bulundurma inceliğini gösteren Şinorik hanımı, ömrünün sonuna kadar, anlata anlata bitirememişti.
Her konuşmasında ne yapıp edip sözü ona getirir ve “Müslüman geçinen nice evde bir seccade bulunmazken Şinorik hanımın o ince dikkatini nasıl unuturum,” derdi.”
|
|
|  |
|
|
 |
EN SON ÇIKANLAR |
|
 |
 |
 |
| Attilâ |
Peyami Safa,
Tarihi Roman |
|
|
|
|
|