 |
ÖTÜKEN TÜRKÇE SÖZLÜK |
|
|
|
 |
Tavsiye Edilen Eserlerimiz |
|
|
 |
KATALOGLAR |
|
|
|
 |
SATIŞ NOKTALARI |
|
|
|
 |
Özel Türk Yurdu Okulları |
|
|
|
 |
ÇOK OKUNANLAR |
|
|
|
|
 |
 |
Arama kriterlerine göre bulunan eser sayısı: 43
Sayfa: 1/3
Gösterilen: 1 - 15
|
| |
Günlük Güneşlik Şarkılar
|
“Günlük Güneşlik Şarkıları okurken yaptığınız şey, benimle, bu kitabın yazarıyla konuşmak olacaktır. Kitap, yazarın keyfince yaptığı gezintilerden oluşuyor. Düşlerde, anılarda ve kitaplarda süren bir gezinti… Kendimi bu gezintilerde daha yakından tanıdım ben. Anılarıma döndükçe, düşlere daldıkça; ellerimin dokunduğu varlıkların, yaslandığım insanların derûnuna indikçe mutlu oldum ve daha çok sevdim hayatı. Gezintiler boyunca size öğütler vermeyeceğim. Felsefe yahut edebiyat öğretmeyeceğim. Size kardeşçe davranacak, ellerinizi tutup yüreklendireceğim sizi. Belki tutup ellerinize, saçlarınıza konan çiçek tozlarını göstereceğim yalnızca.”
|
|
Yorumlar(1) |
|
|
elif seçkin
|
Çarşamba,18.01.2006 10:18:11
|
muhteşem bir yazar |
| Deneme sevenlerin kesinlikle okuması lazım,çok zevkli bir kitap..Hayat daha güzel gelmeye başladı okuduktan sonra.. |
| |
|
İnce Sözler
|
Evlerden, sokaklardan, karşılaşmalardan, ayrılıklardan söz açıyor. Şehirlere, tren yolculuklarına, karlı gece yürüyüşlerine ve memleket türkülerine dokunup geçiyor. Oralardan devşirdiği sesleri ve kokuları, gülümsemeleri ve hüzünleri getiriyor önünüze. Denemenin imkânlarını kullanarak sizi bazen bir hikâyenin içine çekiyor, çoğu zaman da şiirin dolayında gezdiriyor. Sonra yüzüne tutuyor aynasını, içinin sesini dinliyor; arada eleştiriyor, hırpalıyor kendini; yeri geldikçe de aferinlere boğduğu oluyor. Yerli yabancı pek çok şairi, yazarı çıkarıyor yolunuzun üstüne. Onların dizelerinden, cümlelerinden damıtılmış altın sarısı sözler sunuyor. İnce Sözler içinizde yaşamı sevme, iyi insanlar ve iyi zamanlar arama isteği kabartıyor...
|
Periyi Uyandırmak
|
Yazar, yazı perisinin sarayına götürüyor okurunu. Kaf Dağı'nın ardına... “Kolay bir yolculuk değil bu. Dere tepe düz gidip sonra bir arpa boyu yol gittiğinin farkına varmak... Ne çare, yolcunun içinde tutku ateşi yanmıştır bir kere. Peri, bir gece onun gözlerinden usulca öpmüş ve içinde, yazı hevesinin kıvılcımını ateşlemiştir. Şimdiyse, sarayının binbir renkli odalarından birinde beklemektedir âşığını. İlk öpüşün peşine düşüp o görkemli sarayında periyi uyandırma heyecanı... Yazma tutkusu, yazma serüveni; yazarla okurun adı konmamış gizemli ilişkisi... Okuma tutkusu ve okuyamama işkencesi... Öte yandan, yazarın kendi yazma biçiminin "gizli" ayrıntıları...”
|
|
Yorumlar(1) |
|
|
mehmet tepe
|
Cumartesi,20.01.2007 21:30:00
|
peri uyandı |
| evet Ali abinin sayesinde peri uyandı, o ne güzel bir üsluptur yahu stefan zweig ve woolf'u anlattığı bir yazısı var hele nerdeyse ezberledim. hele o üstadlık mevzuundaki yazısı velhasıl-ı kelam tam bir başucu kitabı (en azından benim için) Not: Ali Çolak'ı ben kendime çok yakın bulduğum için abi diyorum inşaallah alınmaz. |
| |
|
Günün Ötesi
|
“Gece bitiyor ve serin bir yaz şafağı söküyor usulca. Birazdan, sihirli bir el değmiş gibi birden uyanacak şehir. Yeniden başlamanın sevinci alıp yürüyecek. Taze bir günün ilk ışıklarıyla dirilecek her şey. İlk kuşlar yuvalarını terk edecek, ilk çocuk ağlayacak, ilk pencere açılacak, ilk ezanlar okunacak, ilk sigara yakılacak, bir fırının tezgâhına ilk ekmekler düşecek. Yaşadığımız günler kasvetli, boğucu… Bugün’ün içinde kararıp kalmak istemiyorsak, yeniden başlamanın müziğine kulak vermeliyiz her sabah. Yarını, doğacak günün ilk ışıklarını hayal etmeliyiz. Hayal kurmayı unuttuk mu, yaşamın anlamsızlığı gelir, kuşatır her yanımızı. Oysa umutlar, gün ışıklarını bekleyen salkımlar gibi bekliyor bizi. Günün Ötesi aydınlık ve görkemli bir maviliktir…”
|
Bir Bahçe Düşü
|
"Bir bahçe düşü kurmadığım zaman olmuyor neredeyse. Bir bahçe evet, şöyle korunaklı, küçücük... Kıyısı boyunca renk renk ortancalar köpürecek. Duvarın üstünden morsalkımlar sarkacak baharda, illa ki çelimsiz de olsa bir erik olacak, bir ayva, bir çam... Erik ağacı, kış biter bitmez ilkyazı müjdeleyecek. Sonra nisan geldi mi ayva, 'bak işte, yaz geliyor' diyecek. Çam, dağların kokuşunu anımsatacak durduğu yerden. Bir küçük leylak ağacı köşede, buram buram kokutacak çiçeklerini. Sonra bir köşesinde el kadar bir toprağa maydanoz, kıvırcık, soğan, biber ekeceğiz. Küçücük bir bahçe işte, içinde gezinip sokağın kirinden arınacağız. Bahçe nedir ki zaten, bir kaçış ve sığınma yeridir. Toprakla haşır neşir olduğun, içinin karasını döktüğün, yeğnelip kuşa döndüğün korunak. Ne diyordu Dağlarca bir şiirinde: "insan sokakta olmayabilir/ bazı garip vakitlerde muhakkak bahçelerdedir."
|
|
Yorumlar(1) |
|
|
mehmet tepe
|
Cumartesi,20.01.2007 21:25:15
|
aşkolsun |
| Ali abinin elinden muhteşem ötesi bir kitap okurken bazı yerlerde ağladım, meğerse uzaklarda da olsa iki insan aynı düşü görebilirlermiş. yüreğine sağlık Ali abi... |
| |
|
Şark Kedisi
|
Şark kedisi hem bir dost hem bir demondur; aslandan kurnaz ve hilekâr, bir kaplan gibi çevik ve hızlıdır. Ermiş ve dindarlar için vazgeçilmeyen ruhanî bir yoldaş ve refakatçidir. Fosforlu gözlerinde her zaman derin mistik bir sır barındırır; evin en mûnis yaratığı, çocukların muzip ve sevimli mırnavıdır kedi.
Şark Kedisi, kedi kitapları arasında değerli bir cevâhir, küçük bir kültür hazinesidir; İslam kültür coğrafyasından derlenmiş menkıbe, hikâye, masal, hikmet, vecize ve atasözlerini içinde barındıran bir kültür ambarı…
Kedi severler için harikulâde bir hediye…
|
Top Sesleri
|
“Kim inmiş denizin dibine, kim koymuş balığın adını?
Kim dolaşmış gökleri kat kat; kim koymuş kartalın, Ankaa’nın, hürriyetin adını?
Hangi kanadlarla kim uçmuş yıldızlardan yıldıza; kim koymuş Terazi’nin, Merih’in, Zühre’nin adını?
Kim “Promete” demiş ateş hırsızına; kim koymuş alevin, dumanın adını?
Kimin dalına konmuş saadet, hangi dal çekebilmiş saadeti ve hangi dil koymuş saadetin adını?
Kim girebilmiş İnsanoğlu’nun içine; kim koymuş gönlün, ruhun, vicdanın adını?”
|
Kubbeler
|
“Tapduk, eşikte ayağına takılanın kim olduğunu sorunca Ana Bacı’dan “Yunus…” cevabını almış; Tapduk Emre “Bizim Yunus mu?” dediği zaman sevincinden dünyalar Yunus’un olmuş.
Ey büyük Yunus, ey yarınların Yunus’u: Bugün burada çevrendeyiz. Belki günde beş vakit geçtiğin yoldayız. Tapduk’un yerinde sen varsın, senin yerinde biz. Bu toplananların kimler olduğunu merak edip sorarsan elbet biri çıkıp “Ahmet, Mehmet, Ârif…” diyecektir. “Bizim Ahmet mi, bizim Mehmet mi?” dersen ne mutlu bize! Hele “Bizim Ârif mi?” deyiverirsen ne mutlu bana!”
|
Aramak ve Söyleyememek
|
Şeytanı gördüm: yedi kere mel'un, kırk kere mukaddesti.
İçkiyi gördüm: Üç kere haram, yedi kere helâldi.
Suçu gördüm: dışında günâh, içinde sevap parlıyor.
Şeytana rasladım: güçlüklerde fikrini aldım, isabetliydi.
Hıyaneti gördüm.. tahtı vardı; tacını ben giydirdim.
Cinayeti gördüm, bağışladım.
Ve bir gün Nuh'u gördüm: gemisinde bir kişilik yer ayırmıştı.
Gökleri gördüm, yıldızımı buldum, sarıydı. Göklerden indirip tavanıma çaktım.
|
Kanatlarını Arayanlar
|
“Dilediğin yüzü seç!” deselerdi ne daha güzelini arardım, ne daha beyazını!...
Onu alıkor, ötekileri bırakırdım.
Benim yüzüm güzel bir yüz değildir; fakat yüzler içinde bana en çok yakışanı, odur…
Ve aynalar için değil, benim içindir!
|
|
Yorumlar(1) |
|
|
sadık erdoğan
|
Pazartesi,09.05.2005 20:58:11
|
ötüken ve bayrak yazarı için |
| bence arif nihat asya bayrak şairinden çok bayrak için yazan biri.ben 18 yaşındayım sbu yaşıma kadar sadece şiirlerini okumuştum.nesirlerinden haberim bile yoktu.kitapçı ziyaretlerimden birinde karşımda güzel bir kapak tasarımıyla top sesleri adlı kitabı.kitabı elime aldım bir sıcaklık bir sıcaklık sormayın.arkayı çevirdiğimde küçük yaşımda aklıma takılan o güzel sözler
kim inmiş denizin dibine kim koymuş balığın adını
bu sözleri eski zafer degilerinden birinde okumuştum.o zamandan beri aklıma takılan bir paragraftı.yazarının arif nihat asya olduğunuda kitaptan öğrendim.
bu kitapların mutlaka okunması lazım türklüğün bir el işaretinden bir hayvan gölgesinden ibaret sananlar bu gökkubbenin en iyi müezzininden bu güzel nağmeleri okusunlar.
bu arada ötüken yayınlarını kutluyorum.ben hızlarına yetişemiyorum bir kitap bitmeden yenisi çıkıyor.bir buçuk aydır hep ötüken okuyorum.ayrıca kitap tasarımlarınız çok güzel.... |
| |
|
Ayın Aynasında
|
“Atın önüne it, itin önüne ot fırlatır gibi atın, ki geçimsizlik mevzuu daima bulunsun ve sürüler yesin birbirini… Yepyeni âletler icad edip İbrahim’i ateşe, Nuh’u denize, Mustafa’yı ırmağa atın!
Ya yanar, ya pişer, ya yeniden dökülmek için erir: İnsanoğlunu zorla medeniyet fırınına atın!
Âdemoğlunu bir kızıl cennete atmayı düşünüyorsanız bundan daha âlâsı vardır: Cehenneme atın!
Tuz attınız, olmadı; biber attınız, olmadı. Bu aşın bir eksiği kaldı. Zehir… Hadi, durmayın, onu da atın!”
|
|
Yorumlar(1) |
|
|
hamdullah kaplan
|
Salı,07.06.2005 23:02:55
|
TÜRKOLOG ADAYLARI BU KİTABI OKUMALIDIR. |
| ESER TEK KELİMEYLE MÜKEMMEL! HAMDULLAH KAPLAN (edebiyat nazariyatçısı)
|
| |
|
Ben ve İçimdeki Ben (Yansılar'dan Kalanlar)
|
Huzurlu ve mütevazi evinin çalışma odasındaki masasına oturan yazarın serbest çağrışımlarla zenginleşip ilerleyen duygulanmalarının kâğıda bire bir yansıması. Hayatından, günlük tahassüs ve notlarından, geçmişine ve Kırım'a duyduğu özlemden, eşine karşı hissettiği ve ilk günkü tazeliğinden bir şey kaybetmemiş heyecanından meydana gelen orijinal bir seri. Ben ve İçimdeki Ben bu serinin son eseridir.
|
Yansılar 2
|
Huzurlu ve mütevazi evinin çalışma odasındaki masasına oturan yazarın serbest çağrışımlarla zenginleşip ilerleyen duygulanmalarının kâğıda bire bir yansıması. Hayatından, günlük tahassüs ve notlarından, geçmişine ve Kırım'a duyduğu özlemden, eşine karşı hissettiği ve ilk günkü tazeliğinden bir şey kaybetmemiş heyecanından meydana gelen orijinal bir seri. Ben ve İçimdeki Ben bu serinin son eseridir.
|
Türk'e Dair
|
Cebeci’nin muhtelif zamanlarda ve muhtelif dergilerde yayınladığı makalelerinden oluşan bir derlemedir. Eser hem kendi iç bütünlüğü bakımından hem de tek tek yazıların muhtevası bakımından kıymetlidir. “Türk milletinin ecnebiye meraklı, kültürlere ve iklimlere kolay uyan, asimile edilmeye müsait, kendine fazla güven sebebi ile yabancılaşmaya karşı tedbir alamayan, devlet kuran fakat idaresini bir müddet sonra ellere kaptıran, tehlike büyüyüp dağ oluncaya kadar seyreden karakteri, kendisine sık sık hatırlatılmalıdır. Hiç gecikmeden faziletlerimize dönüp her Türk'ün idrakine kendimizi kötüleme ve horlama huyunun terk edilmesi hususunu güçlü bir şekilde yerleştirmek üzere gerekli tedbirlerin millî kurumlar tarafından alınmasına başlanmalıdır.”
|
Seyranname
|
Yazarın edebiyatımıza kazandırdığı “Seyyah-ı Fakir Evliya Çelebi” tipinin ve onun eşsiz mizahî üslubunun eseridir. Evliyâ Çelebi dilimizin ve kültürümüzün mizahla renklenmiş en canlı siması olarak 17. yüzyıldan beri güler yüzlü üslûbun timsalidir. Onun üç yüz yıldır yaktığı meşaleyi Seyyah-ı Fakîr Evliyâ Çelebi de otuz yıldan beridir aktüel hayatımıza tuttuğu ışıkla canlandırmaktadır. Aralarındaki fark Osmanlı ve Cumhuriyet farkıdır. Yoksa bakış tarzları, dilleri, mantıkları ve dünya görüşleri hemen hemen aynıdır. Otuz yıldan beri Türk toplumunda cereyan eden sosyal, siyasi ve kültürel hadiseleri farklı bir Osmanlı bakışıyla yorumlayan, mizah edebiyatımızın şahikalarından olan bir eser…
|
|
|  |
|
|
 |
EN SON ÇIKANLAR |
|
 |
 |
 |
| Attilâ |
Peyami Safa,
Tarihi Roman |
|
|
|
|
|