1 1 1 1 1 1 1 1
EN SON ÇIKANLAR
 
Oruç Barbaros Sultan
Oruç Barbaros Sultan
Dursun Saral
Tarihi Roman
Denizciliğe heves ettiler, tayfa oldular. Azmettiler, çalıştılar, teknenin sahibi oldular. Oruçla Hızır’la birleşip, deryalara açılıp, yeni yerler ve insanlar tanımak istediler. Reislik hevesine kapılıp reisliklerinden oldular. Köyleri, evleri, kaleleri yağmalandı, sevdikleri şehit edildi, sabrettiler. Yine denize açılıp kendi işlerinde olmayı dilediler ama hapsedildiler. Rablerine yalvarıp kendi kurtuluşları ve cümle İslâm’ın ferahı için yakardılar, kurtuluşa nail oldular. Zaman geldi, sultanlara bey oldular, kâfirlere karşı Müslümanların yardımına koştular. Yaralandılar, uzuvlarını kaybettiler ancak asla yılmadılar, İslâm için cihattan geri durmadılar. Gün geldi ihanete uğradılar ama her durumda tevekkül ettiler. Çalıştılar, cihat ettiler, ihsanda bulundular ve kendi mülklerini edinip, üzerinde sultan oldular. Zevkusefaya düşüp Allah yolunda cenk etmekten yüz çevirmediler. Türk adını Mağrip diyarından tüm cihana duyurdular. Belki peşlerinde kabir bırakamadılar ama övünülecek şanlı bir tarihi miras bıraktılar. Bu kitap, Oruç ve Hızır Reislerin 1478–1518 yılları arasındaki yaşantılarının, tecrübelere ve belgelere dayanılarak “Tarihi Empati/Roman” türünde anlatılıp yazılmasıdır.
35
İslam Öncesi Uygurlarda Toprak Hukuku
İslam Öncesi Uygurlarda Toprak Hukuku
A. Melek Özyetgin
Akademik Çalışmalar
‘İslam Öncesi Uygurlarda Toprak Hukuku’ gibi kapsamlı bir başlık altında dikkatlerinize sunduğumuz bu kitap, esasta eski Uygurlardaki toprak hukukunu, o dönemden kalma toprakla ilgili çeşitli tasarrufları içeren sözleşme metinleri temelinde incelemeyi amaçlamaktadır. Bugün İslamiyetten önceki eski Türk hukuk düzeniyle ilgili en önemli kaynakların başında Uygurlara ait sivil belgeler gelmektedir. Bu kitabın inceleme alanına giren toprakla ilgili sözleşmeler de Uygur sivil belge külliyatı içinde yer alır. Orta dönem yerleşik Türk kültürünün en güçlü temsilcisi olarak gelişmiş bir hukuk düzenine sahip Turfan Uygur toplumuna ait sivil belgeler, gerek şahıslar arasındaki gerekse şahıslarla devlet arasındaki çeşitli iş ve işlemlerle ilgili hukuki süreçleri bize tanıklar. Bir başka deyişle Turfan Uygurlarına ait hukuk belgeleri, Orta Asya’da önceki dönemlerde yaşayan Türklerin sosyal, kültürel ve ekonomik yaşamlarıyla ilgili bilgi edinebildiğimiz birincil kaynaklar durumundadır. Uygur sivil belgelerinin büyük bir kısmının 13.-14 yüzyıllar arasındaki Yüan döneminde yazıldığı bilinmektedir. Prof.Dr. A. Melek Özyetgin, kitabında Uygurlara ait toprak işlemleriyle ilgili sözleşmeleri, bugünkü hukuk literatürüyle uygunlaşan başlıklar altında stilistik ve filolojik açıdan incelemiş, belgelerin hukuki içeriklerini özellikle hukuk tarihi araştırmaları için özel bir malzeme olarak sunmuştur. Bir dil tarihçisi gözüyle yorumlanmış ve günümüz Türkçesine kazandırılmış olan bu sözleşme belgelerinin, bugünün hukuk anlayışını anlamamıza, hukuk kültürümüzü geliştirmemize büyük katkısı olacağı kanaatindeyiz.
27
Gözlüklerin Üzerinden
Gözlüklerin Üzerinden
Faik Bilgi
Hatırat
Yusuf Kenan’ın eski işyeri; bilhassa ikindi vakitlerinde çayın poşetsiz demlendiği, sohbetlerin çeşitli konuları kapsadığı unutulmaz anlara mekânlık etti. Buraya kimler uğramazdı ki? Meşhur “Sarı Kurdelem Sarı” türküsünün bestekârı Malatyalı Fahri Kayahan, Yusuf Kenan’ın daimî müşterisiydi. Sessizce bir kenarda oturur, büyük bir ciddiyetle sohbetleri dinlerdi. Giyimindeki titizlik ve zevklilik aşikâr olan Sait Paşa da buranın müdavimlerindendi. İstanbul’un meşhur eczacılarından, giyim kuşamına titizliğiyle bilinen Pamuk Eczanesi sahibi Kemal Pamukçu da terzihanedeki sohbetlere katılanlardandı. Zaman zaman Beyoğlu’nda rastlanan bir İngiliz centilmeni görüntüsündeki Galatasaraylı eski atlet Rauf Bey, bir devrin meşhur spiker ve spor adamı, giyimine titizlenen ve dikişte neler beklediğini sırayla nota döken Eşref Şefik de sohbet müdavimiydi. Tabii sohbetlerin ve Yusuf Kenan’ın terzihanesine gelenlerin en saygını, mütevazı fakat bir o kadar da vakuru Yesari Asım Arsoy’du. Arsoy’un yanında çoğu zaman vefakâr ve hayatını ARsoy’a vakfetmiş talebesi Dr. Bülent Gündem olurdu. … Yesari Asım Arsoy’un ismindeki “Yesari” takısı Neyzen’in oldukça ilgisini çekmişti. Üstad’ın meşhur talik hattatı Mehmed Esad Yesarî ile, oğlu Yesarizade İzzet ile bir yakınlığının bulunup bulunmadığını öğrenmek istemişti. O yüzden Üstad’a “Yesarizadelerden misiniz?” diye sormuştu. Üstad da, “Asımâ biz zade değiliz zatız/Duvaklı doğmuşuz biz hüdâdâdız” deyişiyle Neyzen Tevfik’in sorusunu cevaplamıştı. Üstad’ın bu cevabı Neyzen Tevfik’in çok hoşuna gitmişti.
16
Karamazov Kardeşler
Karamazov Kardeşler
Fyodor Dostoyevski
Tercüme: Ender Gürol
Roman
Dünya Klasikleri dendiğinde akla ilk gelen kitaplardan biri hiç şüphesiz Karamazov Kardeşler’dir. Dostoyevski’nin başyapıtı olarak kabul edilen bu eserin yalnızca edebiyatta değil, başta psikoloji olmak üzere çeşitli disiplinlerde büyük etkileri olmuştur. Dostoyevski’nin insana, aileye, Tanrı’ya, devlete ve topluma dair görüşlerinin en berrak ve bir o kadar da girift örneklerini Karamazov Kardeşler’de bulmak mümkün. Dostoyevski sadece insanlar (kahramanlar) arasındaki ilişkileri değil, bu ilişkilerin temelinde yatan saikleri de ayrıntılı bir tahlile tâbi tutar. Bir aile dramının sahnelenmesiyle başlayan eser, her bir aile ferdinin ve dolayısıyla toplumun her bir üyesinin aslında ne kadar trajik bir hayatı olduğunu gösterir. Karamazov Kardeşler sadece romana getirdiği yeni teknik imkânlar açısından değil, insanlar arası gündelik ilişkilerin bütün bir sosyal yapıyı nasıl derinden ve geri dönülemez bir biçimde etkilediğini göstermesi bakımından da klasikler arasındaki yerini muhafaza ediyor.
50
Tarihçi Gözüyle
Tarihçi Gözüyle
Yılmaz Öztuna
Tarih
“Türk milletinin sömürgeci devletlere karşı verdiği İstiklal Savaşı, diğer milletlere de örnek oldu.”

* * *

“17. yüzyılın asker, yazar ve coğrafyacılarından Orgeneral Kont Luigi Ferdinando Marsigli ilginç anekdotlar veriyor: ‘Avrupalı malını bir Osmanlı limanına getirir. Boşaltır ve parasını alır. Ülke içerilerine taşıyıp satamaz. Osmanlı, bu malları mahirane bir şekilde bütün imparatorluğa dağıtır. Bazı mamullerde Türk işçiliği ile rekabet dahi mümkün değildir.”

* * *

“Padişah adına yayınlanan yasalarda devletin yüce menfaati temel ve esastır. Bununla beraber din, hususiyle İslâm, kutsaldır. Kutsala çarpmadan hukuku düzenlemek hassasiyeti mevcuttur.”

* * *

“Osmanlı devletinde Hristiyan ve Müslümanlar vardı. Musevî, hattâ Budistler, Natüralistler mevcuttu. Yemen’de, Irak’ta, Şîî Müslümanlarımız vardı. Öyle olduğu halde günümüzün sıkıntılarının bir kısmı hiç yoktu.”
18
Kanûnî Sultan Süleyman
Kanûnî Sultan Süleyman
Yılmaz Öztuna
Tarih
Batılıların ısrarla “Muhteşem Süleyman” dediği , “Cihan Hâkanı” bir devlet başkanının, bir imparatorluğu en az kusurla yönetişinin, devlet adamlığında en parlak örnek oluşunun temel sırları nelerdi? Yılmaz Öztuna bu eserinde, Pax Ottomana’yı kuran ve dünyaya Osmanlı düzenini kabul ettiren Sultan Süleyman Hân’ın siyasi ve askerî hayatını, benzerleriyle bile mukayese kabul etmez görülen hükümranlığını, onu “Kanûnî” yapan vasfını, başarılarına yön veren dehâsını anlatıyor. Kanûnî Sultan Süleyman, bu işi tek başına yapmadı. Bütün Türk tarihinde tesadüf edilen en mükemmel ekibi (Fr. équipe formidable) oluşturarak yaptı. Ondaki bu ekip oluşturma dehâsına, başka hiçbir devlet başkanında tesadüf edilmemektedir. Sultan Süleyman, her sahada, askerlikte, denizcilikte, edebiyatta, şiirde, san’atta, yöneticilikte, ilimde en yetenekli kişileri temyiz ve teşhis eder, yükseltir, himaye ve teşvik eder, sahalarında hizmet etmeleri için elinden geleni yapar, onları en çok işe yarayacakları alanlarda kullanırdı. Barbaros Hayreddin Paşa, mimar Koca Sinan, Bakî gibi erişilmez dehâları ortaya çıkaran odur.
15
Balkan Şahini
Balkan Şahini
Hasan Erdem
Tarihi Roman
“Cenk meydanlarında kılıç elde vuruşurken ölmeyi onur sayan, koç yiğitlerim! Bizleri Balkandan atabileceklerini zanneden Haçlılara buranın cehennem kapısının eşiği olduğunu gösterelim!” Kuyruğu örgülü yağız atının başını çeviren Turahan Bey’in erkek sesinden etkilenen akıncılar, alev saçan bakışlarını yalın kılıç saldırıya geçen Haçlı askerlerine çevirdiler. Evrenuzoğlu İsa Bey’in akıncıları kar yağışından etkilenmesin diye yağlı bezlere sardıkları yaylarını ve sadaklarını açtılar. Rüzgârda savrulan kır sakallarını sert parmaklarıyla sıvazlayan İsa Bey, uzun mızraklı Haçlı süvarileri ok menziline girince “Atlarını hedef alın!” diye haykırdı. Türk okçuları dörtnala üstlerine gelen güçlü savaş atlarını hedef alarak yaylarını gerdiler... Devrilen ve yollarını tıkayan atlar da Haçlı süvarilerini durdurmaya yetmedi. Yaralı atları ezip geçen Haçlı süvarileri, saldırıyı bulundukları yerde hiç kımıldamadan bekleyen Türklerin ön saflarına ulaşınca, sanki kıyamet koptu….

***
Sultan Murad Han Gâzi, “İncil üzerine yemin ettikleri halde yeminlerini bozan, gururları büyük kendileri küçük adamlar günü geldiğinde öfkeli kılıçlarımızın gazabından kurtulamayacaklar.” demiş ve 10 Kasım 1444’de Varna’da, çiğnenen antlaşmanın metnini mızrağa takarak, Haçlılara yeminlerini bozmanın hesabını sormuştu.
23
Uzun Tembel Günler
Uzun Tembel Günler
Emre Topalgökçeli
Hikâye
“Suçlu psikolojisiyle adeta sütünü döken yavru bir kedi gibi uysallaşan Hulusi Bey, kendisi için hayatî önem arz eden bu soruya cevap vermeden önce iyi düşünmesi gerektiğinin farkındaydı. Kötüyüm dese, doktora gidince foyası ortaya çıkacaktı; iyiyim dese, kesin karakola götürürlerdi. Yatağına iyice gömüldü. Özensiz gözlerle dışarıdan bakılınca, ihtiyarlara özgü tatlı bir endişeyle gölgelenmiş gibi görülen yüzü, esasında, bir ressam duyarlılığıyla aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık temalı harikulade bir portre olarak resmedilebilirdi. Ne yazık ki odada bir ressam bulunmadığı için, Hulusi Bey’in, çok yakınında hissettiği ölümünden sonra bir portre olarak varlığını sürdürebilmesi de pek mümkün görünmüyordu. Bu tarz durumlarda genellikle gözlerine perde inen akranlarının aksine, gayet sağlıklı bir biçimde, polisleri görebilmesi de bir başka talihsizliğiydi.”
9,5
Gök Aradık Tuğlara
Gök Aradık Tuğlara
Mehmet Ali Kalkan
Şiir
Gök aradık tuğlara, /Türk'ü yazdık çağlara,
Aşk atını dağlara, /Yıldırım'ca sürdük ya!

Üç ettik ayımızı, /Çok ettik sayımızı,
Asya'dan yayımızı, /Bismillah’la gerdik ya!

Güneş ardınca gittik, /Türk adını dirilttik,
Gün oldu dağ erittik, /Demire can verdik ya!

***

Kuşca vurur yüreğim sana gelen adımda,
Posta güvercinleri dinlenir kanadımda.
Yaz yağmuru sonrası toprağı kokladım da,
Gökkuşağı devşirdim saçına takmak için.

***

Üstad Yavuz Bülent Bâkiler diyor ki: “Bu güne kadar, bir takım şiirleri -farklı zamanlarda- kırk defa okuduğum çok olmuştur. Ama bir şiir kitabının bütün şiirlerini, (hem de eksilmeyen, aksine çoğalan bir zevkle) arka arkaya üç defa okuduğumu bilmelisiniz. Mehmet Ali Kalkan’ın Gök Aradık Tuğlara isimli yeni şiir kitabından bahsediyorum.”
9,5
Kadıköy'ün Kitabı
Kadıköy'ün Kitabı
Tamer Kütükçü
Şehir Kitapları
“Kaybolan Selamiçeşme’de unutulmaz simalar vardı ki, bunlardan biri Şişman Yanko idi. Asıl adı Yanko Ananyadis’ti. Tuhafiye işi ile uğraşırdı. Her türlü yünlü, peştamal, Amerikan bezi, ama ille de Selanik işi yünlü fanilalar satardı. Evinin bahçesinde o da üzümler yetiştirir, Rumların pek çoğu gibi, bunları satmaz, şarap yapardı. 1930’da Yanko Yunanistan’ın yolunu tuttu. Köşkün yeni yaşamı, Tevfik Sabuncu Bey ailesine açılıyordu. Ne var ki, bu ailenin yaşantısı Yanko’nunki kadar keyifle örülü olamadı. Tevfik Bey’in oğlu Orhan gırtlak tüberkülozundan dayanılmaz acılar çekiyordu ve hemen hemen hiçbir şeyi yiyemiyordu. Evin tüm neşesi sönüktü. Hatta rivayet olunur ki, bir bayram günü bahçenin cadde tarafındaki avlusuna her vakitki mahzunluğuyla oturmuş ve “ah!” demişti, “kurbanda kavurmalar mis gibi kokar, hiç olmazsa bir iki lokma yiyebilseydim…” Orhan, aynı yıl köşkün bahçesine de, bu dünyaya da veda edecekti…”
“Kızıltoprak’a giderken, Kadıköy İstanbul Anadolu Lisesi’nin bulunduğu yere yakın, semtin bu cümbüşlü, dünyevi havasıyla iç içe, bir dergâh yer alırdı: Mecidiye Dergâhı. Avlusu kırmızı tuğladan bir yapıydı. Bahçe kapısının iki tarafında birer çeşme vardı. Bahçede ulu ağaçlar olmayıp, erik, armut, ayva ağaçları gelişigüzel dağılmışlardı. Bahçenin ilerisinde küçük bir de mezarlık mevcuttu. 1925’te tekkeler kanununca kapatıldıktan sonra, Mecidiye Dergâhı iyice bakımsız bir hal aldı. Önce mezarlık sökülüp yerine bir apartman dikildi. Bu apartmanın üçüncü katında oturan Mecidiye Dergâhı’nın son şeyhi Yusuf Fahri Baba (12.01.1891 – 12.12.1967), 1965 yılı itibariyle damı çökmüş haldeki dergâhı seyreder ve “O da bizim gibi çöküyor” derdi. Bugün dergâhtan geriye hiçbir şey kalmadı…”
32
Kazak Edebiyatında Hikâye
Kazak Edebiyatında Hikâye
Aşur Özdemir
Hikâye
Elinizdeki eserin amacı Kazak hikâyeciliğinin gelişme süreci hakkında bilgi vermek, bu türde yazan yazarlarla bunların eserlerinden aktarılmış örnekleri sunmak suretiyle okuyuculara bu kardeş edebiyat dünyasını tanıtmaktır. Bunlar yüzlerce yazarın binlerce hikâyesi içinden seçilen eserlerdir, Kazak Hikâyeciliği hakkında umumî bir bilgi vermeyi ve kanaat oluşturmayı hedeflemektedir.
Yazarlar doğum tarihlerine göre sıralanmış olup aktarmada metinlerin asıllarına sadık kalmak için azami gayret gösterilmiştir. Her hikâyenin başında yazarların özgeçmişi verilmiş ve hikâyelerinden bir örnek sunulmadan önce, hikâyecinin sanat ve edebiyat anlayışına da temas edilmeye çalışılmıştır.
Türk okuyucusu, Türk dünyasındaki kardeş edebiyatları yakından tanımalıdır; bu konunun her Türk yazarının, edebiyatçısının yakın ilgi alanı içerisinde olması gerektiğine inanıyor ve bu inançla Kazak Edebiyatında Hikâye adlı bu kıymetli çalışmayı okuyucularımıza sunuyoruz.
45
Kuvayı Milliye'nin Hazinesi
Kuvayı Milliye'nin Hazinesi
Metin Savaş
Roman
Batı Anadolu'da gizemli bir şehir: Balıkesir şehrin altındaki esrarengiz tüneller... Türk Kurtuluş Savaşını başlatan kuvayı milliyecilerin yitik hazinesi... Böyle bir hazine gerçekten var mıdır yoksa halk muhayyilesininin kurguladığı alelâde bir şehir efsanesinden mi ibarettir bu hazine? Bir zamanlar Balıkesir'de faaliyet göstermiş olan gizli bir teşkilât... İstiklâl Harbi'nin binlerce yıl öncesine dayanan kolektif şuuraltı kodları... Zağanos Paşa Camisi'nin ön cephesindeki sembolik mermer saatin çözülemeyen şifresi... Bu saat niçin daima iki buçuğu göstermektedir? Öğle vaktinin iki buçuğu mu yoksa gece yarısının iki buçuğu mu?

Kuvayı Milliye'nin hazinesi adlı bu sıra dışı romanda yetişkinlerin tüketim kültürü aymazlığından tutun da protest gençliğin hercaî atılganlığına varıncaya dek iç içe geçmiş hikâyeler okuyacaksınız.
27,5
Öğrenilmiş Çaresizlik
Öğrenilmiş Çaresizlik
Funda Özsoy Erdoğan
Hikâye
“Her şey dönüp dolaşıp çocukluğumuza dayanıyor aslında. Mutlu ve kendimizi güvende hissettiğimiz bir çocukluk geçirebildiysek, olaylara bakışımız da, hatta karşı karşıya geldiğimiz olaylara müdahalemiz dahi başka türlü olacaktır.”

Funda Özsoy Erdoğan, Ötüken Yayınlarından çıkan üçüncü kitabı “ Öğrenilmiş Çaresizlik” te, hikâye formunun sınırlarını genişletmiş; daldırma tekniğini ve bilinç akışını iç içe geçirerek, zaman sıçramaları yaparak, her gün karşılaştığımız, aynı otobüslerde yolculuk yaptığımız, sıradan bildiğimiz insanların zihinlerine sızmıştır. Kalemin merhameti, kâğıdın safiyetiyle buluştuğunda, aslında hiçbir insanın sıradan olamayacağını kanıtlamaya çalışmıştır yazar. Zira o insanları Ortaçeşme- Kadıköy hattında seyreden 15F otobüsünde birleştiren çocukluk, eteklerinde travmalar biriktirir yazık ki! İşte o travmalar, insanlara çaresizliği öğretirken yazara da “öğrenilmiş çaresizlik”i anlatan hikâyeler yazdırır.
12
Argos Kalesi
Argos Kalesi
Hasan Erdem
Tarihi Roman
Teofilos, kılıcı elinde evden dışarıya çıkan ve kartal bakışları ile avluyu dolduran atlıları süzen tek kollu genci görünce adamlarına dönüp “İşte aradığımız akıncı komutanı. Çok dikkatli olun. Diğeri de buralarda bir yerdedir,” dedi.

- Akıncı buraya kadarmış. Kılıcını yere at ve teslim ol.
- Gelin ve kılıcımı almayı deneyin.
- Akıncı, hayatın değerini bilecek kadar çok ölüm gördüm ben. Tam on kişiyiz ve etrafın sarıldı. Seni General Aleksios’a canlı götürmemi istiyorsan o kılıcı hemen elinden atarsın. Ayrıca diğer arkadaşın her nereye saklandıysa seslen de ortaya çıksın.
- Bir Türk akıncısı asla saklanmaz ve vuruşmadan da kılıcını teslim etmez. Tek başımayım. Boş lafları bırakın. Bizler zincire vurulmuş köpekler gibi yaşamayı bir türlü öğrenemedik. Buyurun alabiliyorsanız gelin ve kılıcımı elimden alın.
17
Yâ Hayy!
Yâ Hayy!
İsmail Hakkı Aydın
Şiir
Aşk öğretir bizlere, ben neyim ve sen nesin.
Sen zâten yoksun eğer aşksız ise nefesin.
Âlemde tek bâkî, AŞK, aşk da sevmekle başlar
Bir fâniyi sevmeden, BÂKÎ'yi sevemezsin.
16
Yolcu ve Eşkıya
Yolcu ve Eşkıya
Nuhan Nebi Çam
Hikâye
Bir kasabadan geçiyordum.
Üzeyir de bir kasabadan geçiyordu.
Peygamber, uyumuştu. Yanı başında, bir çıkında azığı duruyordu. Eşeği uyanıktı ve sineklerini kovalıyordu.
Tam yüz yıl geçiyor.
Gözlerimi kırpmadan mağarayı ve oradaki insanı izliyorum.
Üzeyir, ölmüştür. Tanrı’nın kudretini gösterircesine yüz yıllık din- lenmenin arkasından peygamber, gözlerini aralıyor ve kalkıyor. Kolları, bacakları uyuşmuştur. Esniyor. Sağa-sola kollarını geriyor. Rahatlıyor.
“Bu uyku bana çok iyi geldi.” diyor.
Üzeyir, uyuduğunu sanıyor. Acıkmıştır. Gözleri azığını arıyor, bulamıyor. Gözleri, eşeğini arıyor. Elçi, bir kemik yığınıyla karşılaşıyor. Şaşkındır. Hayretler içindedir.
“Bu uyku.” diyor.
“Bu uyku, nasıl bir uykuymuş?”
“Ekmeğim küflere karışmış, eşeğimin kemikleri toz olup dağılmış. Allah’ım, senin kudretin, senin sonsuz gücün.”
Balkonda, sokak lambasının loş ışıklarla vurduğu masamda, Üzeyir’in menkıbesini okuyorum.
Kasaba engin bir uykunun kollarında.
Çekirgeler uzaktan ve derinden bağırıyor…
9,5
Orhun'dan Tuna'ya Uluğ Türkler
Orhun'dan Tuna'ya Uluğ Türkler
Turgut Güler
Tarih
“Târihe yön vermek, bizâtihi târihin içinde olmak ile târih yazmak birbirinden çok uzak mevkîlerde bulunuyorlar. Nitekim, Orta Asya târihinin tamâmında başrol oyunculuğu yapmış Türk milleti, o coğrafyadaki kadîm devirlere âit geçmişini, başta Çin olmak üzere, komşu kavimlerin kayıtlarından öğreniyor. Bilinen ilk yazılı eserlerimiz olan Orhun Âbidelerinin dikiliş ve yazılışı ile Teoman Yabgu’nun yaşadığı dönem arasında yaklaşık 900 yıl var. Bu dokuz asrı, başkalarından okuyarak anlamak gibi bir tuhaf vaziyetteyiz. Türk siyâsî târihinin fecrinde, adı bilinen ilk hükümdâr; Türk milletinin ‘Oğuz Kağan’lık makâmına lâyık gördüğü Mete Hân’ın babası ve Çin Seddi’nin inşâ fikrine mesned teşkîl eden büyük korkunun birinci kaynağı, Teoman Yabgu adında otağ kuran sıfat ve fiillerdir.”
……..
“Anadolu Selçuklu Sultanı Alâeddin Keykûbâd ile Hârezmşâh Celâleddin’i, yeni bir kardeş kavgasında karşı karşıya getiren Yassıçemen Muhârebesi, Alâeddin’in lehine biterken, Türk târihinin ekmek teknesine ‘Osmanlı’ hamurunu koyup mayalanmaya bırakıyordu. Yarım asır sonra, bu maya tutup da üstüne su serpmek ihtiyâcı duyulduğunda, bakraçların daldırıldığı yer ‘Nîlüfer Çayı’ idi.”
…….
“Ertuğrul Gâzî ile ona omuz veren bir avuç Kayı yiğidi, 1231-1281 arasındaki elli yılı, Söğüt Kışlağı ile Domaniç Yaylası’nın sihirli toprağına, Dünyâ’nın gelmiş-geçmiş en muazzam ve en muhteşem devletinin tohumunu ekerek ve o tohumun yeşermesini bekleyerek geçirdiler.
Önce Kulaca-Hisâr’ın, hemen ardından da Karaca-Hisâr’ın ‘Osman’ca fethi, Bitinia’daki bütün ağızlarda, ‘Osman’lı cümleler kurdurmuştur. Aslında, kurulan, bu cümlelerle birlikte, ‘Osmanlı’dır.”
16
Osmanlı İmparatorluğunda Devlet ve Ekonomi
Osmanlı İmparatorluğunda Devlet ve Ekonomi
Mehmet Genç
İktisat
Çağımızın en büyük tarihçilerinden birinin çeyrek yüzyıl boyunca yaptığı araştırmaların muhassalası... "Osmanlı yükselme ve gerilemesinin ekonomik sebepleri ne idi? Cevaplar bu kitapta...  (Taha AKYOL)

"Sual sahibi bir kitap... Multidisipliner bakış açısının hâkimiyeti kendisini hemen hissettiriyor ve esere çok başka bir kıymet boyutu ilave ediyor.  (Ahmet Turan ALKAN)

"Son iki yüz yıllık sosyal ve ekonomik dönüşümü, herhangi bir Batı merkezli tarih telakkisine ve bundan üretilen soyut modellere başvurmadan kendi geliştirdiği kavramlarla açıklayan bir eser.  (Dr. Erol ÖZVAR )

"Çok tartışılması gereken yanlara sahip bir yapıt...  (Dr. Hasan Bülent KAHRAMAN)

"Genç Mehmet bir gün umumi kanaate taban tabana zıt bir yaklaşımla sersemletiyor insanı.  (Mustafa ARMAĞAN)

"Okuyun... Ve kitleleri değil, yaptığı işin asaletini düşünen büyük bir ustanın tarihe nasıl kayıt düştüğünü gözlerinizle görün.  (Dücane CÜNDİOĞLU)

"İlim dünyamızın yüz akı sayılabilecek... Özün özü bir eser.  (Mehmed NİYAZİ)
35
Yurttan Yazılar
Yurttan Yazılar
İsmail Habib Sevük
Gezi Yazıları
“Bu yazılar ne seyahattir, ne sistemli bir ilim tetkikidir, ne sübjektif bir san’attir. Bunlar sadece bir Anadolu çocuğunun yurd hakkındaki görüş ve bilişlerini yurddaşlarının önüne sermek için yazılıyor. Hiç davamız yok, biraz emeğimiz var, o kadar.

Bir adamı görürüz, onu tanımıyorsak bilmişiz sayılmaz. Bir adamı iyice tanırız, onu görmemişsek gene bilmiş sayılmayız. Beldeler ve mekânlar da öyle. Ne yalnız görünüşle biliniyorlar, ne yalnız okunuşla. İnsanın mazisi içidir. Mekânların da içi var. Üzerinde mühim bir cenk geçen bir toprak sadece toprak olamaz. Bu yazılarda “mazi” ile “müşahede” beraber yürümeğe çalışacak.

Türkiye gibi koskoca bir yurdu bu emellerle yazıya geçirmek: Bundaki ürpertici zorluğu bilmez miyim? Bunu tam olarak devler bile yapamaz. Ben tam olanı değil bende olanı veriyorum.”
26
O Zamanlar 1920-1923
O Zamanlar 1920-1923
İsmail Habib Sevük
Tarih
Bu kitapta toplanan yazılara “O Zamanlar” den­mesi, kıymetin yazılarda değil yazılan zamanlarda görülmesindendir. “Millî Mücadele”, “İstiklâl Savaşı” gibi adlar ve­rilen o üç dört yıllık zaman bütün mazide yoktu; çün­kü Türk milleti bütün mazisinde felâketin o kadar son­suzuna düşmemişti ki o kadar sonsuz bir şahlanış fır­satı eline geçmişti diyebilelim.
...
Refahla saadeti karıştırmamalı; birincisi gövdenin, ikincisi ruhun hakkı. Refahın en sonunda oluruz da saadetten nasibimiz olmaz. Saraylar içinde muztarip hükümdarlar ve kulübeler içinde mes’ut yoksullar gö­rünüşü bundan ileri gelse gerek. Taş çatlasa bu gövdeye ne üç yudum fazla içirebilir; ne üç lokma fazla yedirebiliriz. Fakat ruhun ufukları... Şeyh Galib’in:

“Bir şulesi var ki şem’-i cânın
Fânusuna sığmaz asümanın”


demesi yalnız en renkli bir şiir değil, aynı zamanda en yüksek bir hakikattir. O zamanların ulviyeti içinde ruh­lar fanuslarına sığmayan yakut alevli meşalelere dön­müştü. Ne paye, ne ikbal; bu dünyada ruhların bu şehrayininden daha güzel bir şey olamaz.

Bu yazıları, beni o zamanlara erdirmiş ve o zaman­ların içinde yaşatmış olan talihime şükrederek topla­dım. O zaman yazılan bu yazılar, bir bakıma göre, ko­nuşmaktan ziyade haykırır; bu, hiddetimizdendi. Bir bakıma göre de bu yazılar, dudağını kımıldatıp hançere­sinden sesler çıkararak bir şeyler söylüyormuş gibi göründüğü halde bir şey söyleyemeyen dilsizlere benzer; bu, aczimizdendir. Zaten büyük heyecanlar insanı dilsiz edermiş. İstiklâl cengi zamanları ise heyecan değil hum­ma idi.
19
Kızılelma'nın İzinde
Kızılelma'nın İzinde
Necati Gültepe
Tarih
Kızılelma’nın ortaya çıkışı ve onunla ilgili ilk bilgiler çok ama çok eskilere dayanır. İlk defa Altay dağları ile hazar gölü arasında gösterilen, Turan Zemin denen yerde, yani Türk Mitolojisinde Kızılelma’dan söz edildiğini tesbit edilebiliyoruz. Toplum önderleri, bilgeler, düşünürler ondan söz etmeye ya da onu tarif etmeye kalktıklarında, çok farklı şeyler anlatırlar. Bu sebepten Kızılelma konusunda fikir birliğine pek rastlanmaz. Hâlbuki tarihçi Peçevi İbrahim Efendi ve Evliya Çelebi eserlerinde anlattıkları Kızılelma konusunda hemfikirdirler. İşte bunun için çok boyutlu olduğunu düşündüğümüz Kızılelma’yı tek boyuta indirgemeden yani O’nu çerçevelemeye kalkmadan sadece anlamaya çalışarak iz sürdük. Bu kolay olmadı, çünkü onun seyrettiği tarihi yolculuk çok uzun sürmüş yayıldığı coğrafya çok genişlemişti Bu uzun yolculukta her menzilde Kızılelma’dan bir ize rastladık; Cennette Âdem babamızın kovulmasına sebebin bir elma olduğunu söylerler, daha sonra yeryüzünde varlığını sürdürmesinin de sebebi olacaktı. Nuh’un gemisinde, İstanbul’da, Roma’da, Viyana’da ondan izler vardır. Kur’an’ın Bâtıni yorumlarında, Hz. Peygamberin hadislerinde dolaylı olarak ondan söz edildiği bilinmektedir. Ehlibeytin sırrı ile sırlandığını Pir Sultan Abdal söylüyor. Onlarca şiiriyle Kızılelma’yı bize anlatmaya çalışır. Öte taraftan Topkapı sarayında Yavuz Selimin portresini iki elinde iki Kızılelma ile izlerken bütün söylencelerin gerçek olduğunu anlarız. Kızılelma’nın izini sürmek amacıyla çıktığımız bu uzun yolculukta tek bir kural geçerliydi, gerçekçi olmak. Öylede olduk. Hiç romantizme hamasete kaçmadan Kızılelma’yı anlatmaya çalıştık.
26
12 Eylül İşkencesinde Ülkücü Bir Gazetecinin Dramı
12 Eylül İşkencesinde Ülkücü Bir Gazetecinin Dramı
Ali Bademci
Hatırat
“Bulunduğumuz hücrede hatırlayabildiğim ne vardı? Görüyordum ki buradakiler çok ağır suçlular değil. Çünkü ya hiç dayak yememişler ya da benim gibi şöyle, yüzden “acaba” diye ıslatılmışlardı. Çünkü gündüz lavaboya gidip gelirken tecrit hücresinde üç yiğit gördüm ki halleri perişan, bir metrekarelik bir demir şebeke, üç tarafı beton kafesler içinde inliyorlar. Bunlarla görüşmelere biraz müsamaha da gösteriyorlardı. Acaba kim kimi tanıyor diye, herhalde iptidâî bir gözetleme de yapıyorlardı. Tecritteki üç kişiyi de gayet yakından tanıyordum. Bunlar Muhtar Sezai, Şahin Bilgiç, Kadir Akgöllü’den başkaları değildi. Birkaç günden beri aç olduklarını, hiçbir suçlarının bulunmadığını, işkence ile yalan itirafta bulunmayacaklarını ve ölüm pahasına bu tavrı sürdüreceklerini söylediler. Gerçekten bu insanlar çok şerefli bir mücadele vererek günahsızların başını yakmadılar ve kendilerine fikren verdiğimiz emeğin altında kalmadılar. Allah onları iki dünyada da mesut ve bahtiyar etsin.”
7,5
Muhassal
Muhassal
İsmail Hakkı İzmirli
Felsefe
İsmail Hakkı İzmirli, ortaçağ kelamının artık eskidiğini bunun yerine yeni bir kelam ilminin kurulması gerektiğini söyler. Elinizdeki bu eser İsmail Hakkı İzmirli’nin “Muhassali’l-Kelam ve’l-Hikme” adlı eseridir. Bu eser yeni kelam ilmini anlatan, yeni kelam ilmine giriş olan bir eserdir. İsmail Hakkı İzmirli’nin kurmaya çalıştığı yeni kelam ilmiyle ilgili en temel görüşleri ve tezleri bu eserinde bulunmaktadır. İsmail Hakkı İzmirli’nin yeni kelam ilminin programını anlattığı tek eseri budur.
İsmail Hakkı İzmirli, bu eserinde kelam ilmini ve kelami yolları yüksek bir vukufla anlatmıştır. Kelamın nasıl ortaya çıktığını, tanımını, konusunu, çağlarını vs. yeni bir yaklaşımla ortaya koymuştur. Kelamın ne olduğu ve ne olması gerektiğini net ifadelerle göstermiştir. Arkasından Selefiye, Ehl-i Sünnet, Mârika ve Şîayı oldukça özet ve mükemmel şekilde anlatmıştır. Özellikle Şîanın geçirmiş olduğu tarihsel süreci, Şîa kollarının nasıl ortaya çıktığını, birbirlerinden nasıl dallanıp budaklandıklarını en mükemmel ve anlaşılır haliyle İzmirli’nin bu eserde anlattığını görürüz. İzmirli oldukça küçük bir hacme kelam biliminin geçmişini ve geleceğini büyük bir hacimle sığdırmıştır.
Eser mezhepler tarihi değilse de İslami fırkaların kelami görüşlerini anlattığı için mezhepler tarihi için de değerli bir kitaptır. Bu bakımdan bu eser hem kelam hem mezhepler tarihi hem de İslam düşüncesinin temel kaynaklarından biridir.
16
Kerkük Şairleri
Kerkük Şairleri
Ata Terzibaşı
Şiir
Kerkük’te yetişen şairlerin hayat ve eserlerini toplu olarak bir arada görmek imkânsız gibidir. Bu şairlerin basılmış bazı eserlerine de nadir olarak tesadüf edildiğinden, kendilerine ait yazılar pek azdır.
Kerkük’ün yetiştirdiği yüzlerce şairden ancak bir kaçının eseri basılmıştır ki bu da sahiplerinin memleket dışına çıkmaları veya mensup bulundukları ileri gelen zevatın teşebbüsü veyahut da bir kısım kültür sever kimselerin gayretiyle olmuştur. Geri kalan başka eserlerden birçoğu, kıymetini bilmeyen insanların eline geçmekle kayba uğramıştır. Hazırlanan bu kitapta Kerküklü şairlerin hayatları geniş bir şekilde anlatılmış, eserleri ile şiir ve nesirlerinden örnekler verilmiştir.
Böylece eser Kerkük Türkmen Edebiyatı antolojisi vasfını kazanmıştır. 4 kitaptan oluşan bu eserde klasik şairlere önem verildiği gibi, değerli halk şairleri de unutulmamıştır. Böylece divan sahibi şairlerden bir gazeli görülen şairlere kadar Kerkük’te doğmuş veya yetişmiş bütün bilinen eski ve yeni şairler bu kitapta toplanmıştır.
150
Dua ve Kader
Dua ve Kader
Fatma Bayraktar Karahan
Din - Tasavvuf
Duada, var olan beğenilmemekte, onun yerine farklı bir durum istenilmektedir. Böylelikle dua, öncelikle bir değişim çağrısıdır.
Özellikle istek dualarında Yaratıcı’nın bu dünyadaki bir durumu değiştirmesi talebi vardır. Duanın kabulü ile beklenilen, var olanın değişmesidir.
Ancak bu değişim, kâinatta mı, yoksa dua edenin psikolojisinde mi olacaktır? Dua, insan hayatında neyi, ne ölçüde değiştirebilecektir?
Değişmez kader ile değişim çağrısı olan dua arasında nasıl bir ilgi vardır?
13
Türk Tarih Düşüncesi
Türk Tarih Düşüncesi
Mehmet Kaan Çalen
Tarih
Bir dönemin tarih düşüncesini bilmek, o dönemi anlayabilmek adına çok önemlidir. “II. Meşrutiyet Döneminde Türk Tarih Düşüncesi” ismini taşıyan bu kitap, tarih düşüncesi gibi önemli bir kriterden yola çıkarak, Cumhuriyet’in laboratuvarı şeklinde tanımlanan bir dönemin daha iyi anlaşılmasına mütevazı bir katkı yapabilmek arayışının ürünüdür.
II. Meşrutiyet pek çok alanda olduğu gibi tarihçilikte de Cumhuriyet dönemi için bir temel vazifesi görmüştür. Tarihe ilginin arttığı, tarihin konu, zaman ve mekân plânında genişlediği, popüler ve ilmî düzeydeki yayınların muazzam ölçüde artış gösterdiği, ilk kurumsal tarih çalışmalarının ve belge neşirlerinin yapıldığı, Batılı usûllerin önem kazandığı, tarih felsefesine ve tarih yazımına ait çeşitli meselelerin ilk defa tarihçiliğimizin gündemine girdiği, geleneksel tarihçiliğin devrettiği mirasın eleştirel bir gözle değerlendirildiği, Cumhuriyet döneminde de temsil edilen Anadolucu, Türkçü, İslâmcı vs. tarih telâkkilerinin ilk örneklerinin vücuda getirildiği bir dönem olarak II. Meşrutiyet, modern Türk tarihçiliğinin üzerinde yükselebileceği zemini hazırlamıştır. Kitap, dönemin tarihçilerinin ve düşünürlerinin; tarih, tarihçilik, tarih yazımı, tarihin epistemolojisi, tarih metodolojisi, tarih eğitimi, tarihin faydası, millî tarih, millî kimlik gibi konularda ne düşündüklerini anlamak suretiyle II. Meşrutiyet dönemi Türk tarih düşüncesinin vücuda getirdiği birikimi ortaya koymaya çalışmıştır.
Her ne kadar çalışmanın dayandığı metinler, II. Meşrutiyet gibi görece uzak bir tarihî dönemden sesleniyor olsa da günümüz tarihçileri ile tarihe ve kimlik meselesine ilgi duyan zihinlerin anlamlı bulacağı bir takım sözler de ihtiva etmektedir.
19
İbn Rüşd
İbn Rüşd
İzzet Tanju
Biyografi
Bir adam düşünün ki, ölümünden (1198) elli yıl sonra Paris’te ateşli tartışmalara konu olmuş. Üstelik, onun ileri sürmediği düşünceler onunmuş gibi tartışılmış. Adı büyük yorumcuya çıkmış. Dante’nin deyişi ile: che il gran comento feo. Yine de Dante, Divinia Comedia’sında cehenneme sokar onu.
Ressam Rafael de unutmamış. Ünlü tablosu Atina Okulu’nda sol köşede başı sarıklı biri olarak çizmiş. (Kapakdaki resim Rafael’in fırçasından). İbn Rüşd, ilginç bir kişilik. Endülüs Emevi halifeliği yıkılıp yerine küçük devletçiklerin (meliklerin) kurulduğu, ardından Murabıt ve Muvahhid imparatorluklarının birbirini izlediği, ayaklanmaların eksik olmadığı.. o karışık ortamda büyüdü. Bir dönem iktidarın gözdesi aydın oldu. Önemli görevlere getirildi. Sonra gözden düştü. Sürüldü. Ömrünün sonlarında bağışlanmış olsa da, eski ünvanlarına kavuşamadı.
Bu kitapta, İbn Rüşd’e giden yol, onun yaşadığı, sonra da etkilediği Fransa’daki ortam, uyandırdığı tepki anlatılıyor. Etkisi, tepkisinden ayrılamaz.
10
Gümüşsuyu
Gümüşsuyu
Türkân Turgut
Hatırat
Türkân (Yörükân) Turgut, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun olduktan ve bir müddet liselerde İngilizce öğretmenliği yaptıktan sonra, hayatını ev hanımı ve yazar olarak sürdürmüş bir kişidir.

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından dördüncü baskısı 2011 yılında yapılmış olan Ruth Benedict’in Japon Millet Karakteri üzerine yazdığı ünlü eseri Krizantem ve Kılıç’ın; Kültür Bakanlığı’nca basıldıktan sonra 2006 yılında dördüncü baskısı Babil Yayınları tarafından gerçekleştirilmiş olan John Ruskin’in Susam ve Zambaklar adlı klâsik eserinin çevirmenidir.

Morton Puner’in Bilgi Yayınevi tarafından İyi ve Uzun Bir Hayata Doğru adlı ‘’best seller’’ kitabının ve Peter Ustinov’un Devlet Tiyatroları tarafından sahnelenmiş bulunan Meçhul Asker ve Karısı adlı tiyatro eserinin de çevirmenidir.

Türkân Turgut Hanım, aynı zamanda, babası Yusuf Ziya Yörükân’ın Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanmış olan bazı eserlerini yayıma hazırlamış olan bir kişidir de.

Elinizde bulunan bu kitabını, okuyucularına kendi hayatından ilginç kesitler sunmak için; kendi ifadesiyle “Tarihin acılı günlerine ara sıra dönmekle beraber, annemin, babamın ve diğer büyüklerimin ilgi ve sevgi seli içerisinde, özellikle tabiatın kucağında sakin, neşeli ve dertsiz geçen güzel çocukluk günlerinin hatırasını” canlı tutabilmek için yazmış olduğunu söylemektedir.
16
Evliya Çelebi Kerkük'te
Evliya Çelebi Kerkük'te
Suphi Saatçi
Mizah
Irak’ın Musul ve Dicle nehri kenarı ile Bağdat şehirlerini dolaşan Evliya Çelebi, Kerkük’ü ziyaret etmemiştir. Yazar bu bakımdan bir eserinde Evliya Çelebi’ye sitem etmiştir. 

Bunu öğrenen Kâtip Çelebi, Evliya Çelebi’yi Cennetteki konağında ziyarete gider ve kendisini bu durumdan haberdar eder. Buna içerleyen Evliya Çelebi de Kerkük’ü ziyaret etmediği için hayıflanır. 

Durumu kurtarmak için Evliya Çelebi tekrar dünyaya dönüp Kerkük’ü ve bütün bir Türkmeneli bölgesini gezerek, Seyahatnamesine eklemek ister. Bu düşünceyle Cebrail aleyhisselama gider. Bir süre için dünyaya dönüp, yarım kalan işini tamamlamak için ona yalvarır, yakarır. 

Sonuçta Cebrail aleyhisselam ikna olur ve Evliya’ya İstanbul üzerinden seyahat izni verilir. Evliya Çelebi böylece Erbil, Altunköprü, Kerkük, Tuzhurmatu, Telafer gibi Türkmen şehir, belde ve kasabalarını dolaşarak seyahat macerasına başlar. 

Kerkük seyahatinin mizah diliyle anlatıldığı senaryoda yazar, Evliya Çelebi’nin dilini, üslubunu ve bakışını kullanmıştır. Yazar bu yolla okuyucuya Evliya Çelebi’nin tadını vermeye çalışmıştır. Lüks baskılı bu kitap, suluboya resimlerle daha da çekici hâle getirilmiştir.
25
Abdülbâki Gölpınarlı
Abdülbâki Gölpınarlı
Ahmed Güner Sayar
Biyografi
Bir avuç insan onu gerçekten sevdiler. Onlar, Hoca’yı, kusurlarını örtüp, âteşîn bir zekâ olduğunu kabullendiler. Ondaki cevheri, Türk kültürüne katkılarını gördüler ve çalışkanlığına hayranlık duydular, mezhep farklılığına [Şiî olduğuna], çabuk parlayan mizacına aldırmadan engin bilgisinden istifade ettiler.

“[Bugün] Onun ortaya koyduğu doğru ve sağlam araştırma sonuçlarına itibar edilmeyerek bunlar neredeyse yok sayılmaya başlan[mıştır].” Oysa, “Doğu dünyasının en büyük ilim ve fikir simalarından biri olan Abdülbâki Gölpınarlı, … tasavvuf araştırmacılarının asla müstağni kalamayacakları bir külliyat vücuda getirmiş, âbide bir isimdir.” (Prof. Ahmed Yaşar Ocak)
Bu kuşakta yer almış –mürşid, derviş, araştırıcı– tasavvuf erbabından hikmet pınarını kalemiyle, sohbetleriyle günümüze aktaranlar elbette vardı. “Abdülbâki Gölpınarlı, bazen kalemiyle, bazen kelâmıyla bu meşaleyi taşımaya devam edenlerin başında sayılmalıdır.” (Prof. Mustafa Kara)
“…Onu çocukluğundan, ilk gençliğinden itibaren tanıyanlar, bir özelliğine her zaman dikkat çekmişlerdir: ‘Artist ruhlu’ oluşundan, monoton hayattan sıkılınca her an yeni bir şeyler arayıp bulduğu her yeniliğin peşinden koşmasından… Kendisi de bunu gizlemezdi zaten. ‘Çalmadığım kapı kalmadı’ derdi. ‘Önce, Bektaşî oldum, başka kapıları da çaldım; icazetler, hilafetler bile aldım. Hatta, dinsiz bile oldum bir ara. Ama, bunları iyi ki yapmışım, yoksa bugünkü halime gelemezdim.” (Murat Bardakçı)

Bu haliyle Abdülbâki Hoca bir kıymetti, bir estetti. Geleceğin kuşakları, sadece rasyonalizmin şekillendirdiği maddî hayatın nefesleri kestiği yerde, onun eserlerinden sızan ışıklarla irrasyonel dünyanın lezzetinden alacakları felsefî keyifle soluklanacaklar, böylelikle kendilerine açılacak bu dünyanın ikramları ile rasyonel iktisadî birey olmanın yaratacağı görünmez tehlikelerden de korunmuş olacaklardır.
15
Kerkük Evleri
Kerkük Evleri
Suphi Saatçi
Şehir Kitapları
Yakın tarihe kadar Anadolu ile aynı kaderi paylaşmış olan Kerkük, toplum yapısı, geçmişi, dili, geleneği, folkloru ve mimarîsi ile Osmanlı coğrafyasının hatırasını yaşatan bir kenttir.

Kent kültürü, mimarlık ve sanat tarihi açısından önemini sürdüren Kerkük’ün, en ilgi çeken yanı evleridir. Türkmenlerin bu zengin kültürel mirası, yörede kök salan toplumun dünya görüşünü, geleneksel yaşantısını ve mimarî anlayışını da dile getirmektedir. Bir kent olarak Kerkük’ün fiziksel gelişimi ve tarihsel dokusunun oluşumu, şehir monografisi ve mimarî tarihi açısından da önemli veriler oluşturur.

Elinizdeki eserde, Türkmen toplumunun tarihî süreç içinde konut mimarisine sağladıkları katkılar dile getirilmiştir. Ait olduğu medeniyetin bir ürünü olarak, Kerkük evlerinin plan ve tasarım bazında ulaştığı sentez, bilimsel açıdan irdelenmeye çalışılmıştır.

Eski Kerkük evlerinin, konut mimarisine getirdiği çözümler bunun etrafında gelişen hayat tarzı ile Anadolu arasındaki benzeşimi, bir medeniyetin ortak değerlerini yansıtır.

Kerkük Evleri, geçmişe ait estetik form arayışından çok yarınları kurmaya yönelik bir kaygının ürünüdür.
50
Sefiller
Sefiller
Victor Hugo
Roman
Sefiller, her biri bir roman büyüklüğünde beş kitaptan oluşuyor; romanda her şey var. Romanın esasını, Jean Valjean’ın hayatı teşkil ediyor, Marius ve Cosette arasındaki aşk da bu hayatı süslüyor. Hikâyenin büyük bir kısmı gerçek olaylara dayanıyor. 

Sefiller, tezi olan bir roman; adaletsizliğe karşı bir hücum. Hugo, insanları, küçük suçlar için küreğe mahkûm eden, suçluyu ıslah etmekten ziyade cezalandırmak üzerinde duran, hafifletici sebepler üzerinde durmayan, göz hapsi altında tahliyeye imkân vermeyen barbarca bir hukuk ve ceza sistemini eleştiriyor. Bu halleri yaratan ve katlanan toplumu suçluyor. 

Hugo’nun, Fransa tarihinde çok önemli yeri olan İmparatorluk, Bourbon restorasyonu ve Temmuz hanedanlığı hakkındaki sözleri okunmaya değer ve ibret verici. Aslında Marius’un siyasî düşünceleri, tıpkı Hugo’nun geçtiği safhalardan geçiyor; ilkin kralcı, ardından Bonapartçı ve nihayet cumhuriyetçidir. 

Hugo, Fransız Millet Meclisi’nde bulunmuş olmakla, pratik politika hakkında bildiklerini anlatıyor. Maamafih, halkı imparatorluğun fanatik destekleyicileri haline getiren veya onları, ölmeleri için barikatlara gönderen siyasî hareketin mistisizmi hakkında şevk ve heyecan duyuyor.

Sefiller, hepsinin üstünde, kutsallık üzerine ahlâkî ve dinî bir incelemedir ki, bu da bir romancı için belki en zor tezlerden biridir. Piskopos Myriel, aziz mertebesinde bir adam ve onun Valjean üzerindeki ahlâkî nüfuzu onun iyi bir insan olması yolunda kesin bir rol oynuyor. Valjean’a gelince; bir cömertlik ve fedakârca sevgi modeli. Böylece, o da diğerlerine tesir ediyor, onların doğru yola girmelerine imkân hazırlıyor. Bu suretle anlatılan ahlâkî ders, dinî kalıplardan çıkarılıyor; son derece kötü bir insan bile, affedilmekle, kendisine sevgi ile muamele edilmekle, doğru yola girebilir. 

Bu sosyal, siyasî ve ahlakî tezlere ilâve olarak Hugo, hikâye ile organik bir bağlantısı olmayan muazzam miktarda çeşitli bilgi ve yorumu da önümüze koyuyor. Böylece, argonun tarihi, rahibe ma-nastırlarında hayat, Paris’in lâğımları ve Waterloo savaşı hakkında âdeta bağımsız makaleler okuruz. Bunların bazıları göz kamaştırıcıdır. Waterloo’da olup bitenler şaheserce anlatılıyor. 

Nihayet Hugo’nun, Paris’in eski mahalleleri hakkındaki notlarını da zikretmeliyiz. O bunları yazdığı sırada, bu mahalleler yıkılıyor, yeni ve geniş yollar yapılıyordu. Hugo’nun bu yazıları, hızla kaybolmakta olan sokak ve binalar için duyduğu derin nostaljiyi (hasreti) yansıtıyor. Pek az yazar, şehri, hayat, metabolizma ve ölüm işlemleriyle yaşayan bir organizma halinde görebilecek kadar böyle-sine derin hislere sahipti.

Sefiller, hiç şüphe edilemez, bir şaheser. Onun yaygın, konudan konuya atlayan yapısını bir kusur olarak kabul etsek dahi, romanın plânı, modern bir zevkin kolaylıkla kabul edemeyeceği ölçüde melodram ve tesadüflere dayanıyor; üslûp gösterişli, fazla düşünmeksizin ortaya sürülen anti-tezlere dayalı, ton gösterişli, iddialı ve mübalâğalı. Herşeye rağmen Valjean ve onun piskoposu, edebî ölümsüzlüğe eriştiler ki, Sefiller’i okuyanlar onları unutamaz.

*

Ötüken’ce yayınlanan 1970 sayfa boyutundaki kitap l907 yılında Avan-zade M. Süleyman tarafından Osmanlı Türkçesiyle yayınlanmış olan metnin yeni harflere çevrilerek Erol Kılınç tarafından günümüz Türkçesine uyarlanması suretiyle yayına hazırlanmıştır. Eksiksiz bir metindir. İçindeki resimler ise orijinal baskılarındaki resimlerden basıma uygun olabilenlerinden seçilmiş-tir. Ötüken, eseri gerek üslûp ve gerek teknik olarak yüksek bir kalite ve iplik dikişli ciltler halinde okuyucuya sunmuştur.
85